İş Sahiplendirebilme Sanatı
Nov 14, 2008 Organizasyon
Herkese iş yaptırabilirsiniz. Yapanlar zaten ya severek ya da sevmeyerek yapacaklardır. Oysa bir koyundan sürekli üç post çıkarabilmek için unutulmaması gereken, çalışanların sadece bedenine değil, aynı zamanda ruhuna da sahip olabilmektir. Bu yüzden sadece işi yaptırabilmeniz, işi sahiplendirebilmeniz anlamına gelmez. Ama eğer işi sahiplendirebilirseniz, zaten işler hakkıyla yapılacaktır.
İnternet dünyasında işi sahiplendirmek istiyorsanız, çalışanın hakkını vermelisiniz. Söylemim “bu hak illa maaş ile verilir” anlamında değil. Çalışanın müesseseye kattığı değere göre -hisse, hisse opsiyonu, prim, ekstra maaş artışı, terfi, takdir gibi- çeşitli havuç ve motivasyon yöntemlerinden anlamlı bir bileşke oluşturmaktan bahsediyorum. Sanki “karşılığını görmeden niye vereyim?” dediğinizi duyar gibiyim. Belki haklısınız -almadan vermek herkese mahsus değil. Bu durumda elde kalan tek seçenek, samimiyetinizi göstererek güven yaratmak olabilir -yani hemen vermeseniz de vaat edersiniz. Eğer daha önce verdiğiniz vaatleri yerine getirdiğiniz ortadaysa zaten sorun olmayacaktır. Ama vaatlerde bulunurken de net olmakta fayda var. Yani “şunu yaparsan veya şu sonucu üretirsen şunu alırsın” diye somutlayarak belirsizliğe yer bırakmamak önemli. Aksi halde sözler havada kalır ve istediğiniz sonucu –ya da sonuç üreten motivasyonu- almakta zorlanabilirsiniz.
Verirken veya vaat ederken de tarzınız çok önemli. Çünkü “bak ben veriyorum, bahşediyorum” gibi tarzlar ters tepebilir, incitebilir. Alan zaten hakederse –o da vakti geldiğinde- alacak. Haketmesi demek sizi istediğiniz yere ulaştırması demek olacağına göre, hakedene bahşedilmez. Nasıl ki hakeden ilerde “ben sana bu zenginliği bahşediyorum, benim sayemde bu kadar zengin oldun” demeyecekse, siz de demeyin. Çünkü şık durmaz ve sahiplendirmez -bilakis uzaklaştırır.
Çalışan “benim işim” diyorsa, bahsederken “kendi işi” gibi bahsediyorsa, artık sekreter veya muhasebeci bile inovatif fikirlerle gelir. İşte inovasyonun ve değişimci kültürün kana karıştığı yer burasıdır. Kurumda herkes inovasyonu solur. Operasyoncu bile yeni bir pazarlama kampanyası önerir. Kimse “benim işim değil” diye yaklaşmaz, kendi kabuğuna çekilmez. Fikir üretmek, açık kapatmak, kampanya kurgulamak, yeni bağlantılar görmek, problemleri çözmek, bugünün işini dünden tamamlamak… Bunlar artık kurumdaki herkesin misyonu haline gelir.
İşi sahiplendirmek için hatalara da başka yaklaşmalıyız. Hata olur, hep olur -olsun zaten. Öğrenelim. Ders alalım. Aynı hataları sürekli tekrarlamadıkça affedelim ki, insanlar yeni birşeyler yapmaktan, üretmekten ve geliştirmekten korkmasın. “Acaba saçma mı olur?” diye görüş söylemekten bile korkmasın. Hatta herkes hatalarla dalga geçmesini bilsin ki, ortam daha toleranslı hale gelsin.
Peki iş sahiplendiren kültürlerde vaktimizin çok önemli kısmı nerede geçer? İş ortamında. Hem de diğer şirketlerden daha fazla. O zaman iş ortamı da eğlenceli olmalı. İnsanlar genelde çok çalışmayı sevmezler. Sevdikleri şeyleri yapmaktan hazzederler. İşi ve iş ortamını keyif alınan ve eğlenilen hale getirebilirseniz; siz kazanırsınız. Çünkü sevilen iş yoğun da olsa, stresli de olsa insanlar eğlenirse haz duyar, tatmin olur. Kimse “Çok çalışıyorum” diye hayıflanmaz. Başkasına değil, kendine çalıştığını bilir. İşte o zaman bir koyundan üç post çıkar.
İşi sahiplenen insan “boşluk” arar. Bulamazsa yaratır. Yeni fikirler üretir, eksikleri söyler; problemi, yanında çözümüyle beraber getirir. Hatta ekip içindeki diğer çalışanlarla veya şirket dışındaki firmalarla yeni işbirlikleri üretir. Sinerji kaldıracı en iyi işini sahiplenen kişiler sayesinde çalışır. Sizin dış çevreniz herşeye yetmeyebilir. Ama tüm ekibin bütünleşik dış çevresi, aklınızda bile olmayan hiç ummadığınız verimli işbirliklerine kapı açar.
Nasıl ki, kaybeden takımın kazanan oyuncusu olmazsa; işi sahiplendirmenin tam hakkını vererek kazanan şirketlerde de takdir veya övgüyü sadece bir kişi almaz. “Birimiz hepimiz; hepimiz birimiz için” düsturuyla çorbada tuzu olan herkes alır. Ama üstün başarı gösteren, bariz sivrileni ayrıca takdir etmeli ki diğerlerine de örnek olsun. Onlarda onun gibi olsun, fark yaratsın -ya da en azından fark yaratmak için çabalasın.
Maaşından %20 veya %30 fazla verdiler diye emek verdiği şirketini yani sizi değiştirmeyen, işini sahiplenen çalışanlarınızı kriz var diye maliyet azaltmak için sakın göndermeyin. Maaşları azaltın veya başka çözüm bulun. Nasıl ki iyi gününde o sizi terketmediyse; kötü günde sahiplenme sırasının sizde olduğunu unutmayın. Sonra çok ararsınız.
Her şeyi yaptınız. Ama bir kişi var ki her koşulda “sahiplenme direnci” var. Siz söylemeden yapmıyor, mesai bitimi yaklaşırken saatine bakıyor, kontrol etmediğinizde yatıyor. Affetmeyin, “git dışarıda yat” deyin.
Tags: Doğru İnsan, Execution


