Bayrağı Kendiniz Devralın!
Sep 22, 2008 Doğru Çeviklik
Çizgi film ‘Vikingler’i seyredeniniz olmuştur. Bir bölümünde, Vikingler ve düşmanları, savaşmaktansa çeşitli spor müsabakaları yaparak kazananı belirleyeceklerdi. Yarışmalardan biri olan maratonda düşman ekip kendi koşucusunun yorularak çok gerilerde kaldığını görünce, tam köprü altından geçtiği sırada planlı bir hile yapmıştı -koşucuyu çaktırmadan ikiziyle değiştirdiler. Tabii ki nefesi taze olan “ikiz” koşucu, Vikinglere karşı yarışı kazandı.
Aslında internet dünyasında da durum buna çok benzer. Özgün bir kategori oluşturarak yepyeni bir proje yaparsınız. Bir tutmaya görsün -hemen rakipler türer. Üstelik bu rakipleriniz temin ettikleri taze nefesle (sermaye) veya radikal bir teknoloji değişikliğiyle pastanıza hücum eder ve payınızı daraltmaya çalışırlar. Kim kime “Hile yaptın, kuralları bozdun!” diyebilir ki?
Kendi kategorinizde söz sahibi ölçekli bir lider haline gelmiş olabilirsiniz -yani inanılmaz verimli bir süt ineği elde etmiş olabilirsiniz. “Bu inekte sağacak daha çoook süt var” diye düşünmeyin -çünkü rakipleriniz hiç öyle düşünmeyecek. Başkası size rakip olacağına eniyisi mi kendi rakibiniz kendiniz olun. Yani kendi ürününüzü tehdit edecek yeni açılımlara hemen başlayın. Her zaman söylendiği gibi “En iyi savunma, saldırıdır”.
Unutmayın, kendi rakibiniz kendiniz olmadığınız müddetçe sürekli risk altındasınız. Ölçeklendikten sonra piyasayı sürekli takip edin. Japon balıkçıların hikayesini duymuşsunuzdur. Talep fazlalığından dolayı daha çok avlanmak için uzaklara açılmak zorundalar. Uzaklara açılınca da öyle günübirlik karaya dönmek sözkonusu değil. Avladıkları balıkları önce ölü olarak getirmişler –ama tadı beğenilmediği için pek fazla talep olmamış. Buna hemen çözüm bulmuşlar. Büyük bir havuz yaparak balıkları avladıkça bu havuza koyup, canlı olarak karaya getirmeye başlamışlar. Fakat bu balıklar her ne kadar canlı olsa da, havuzda tembellikten uyuştuğu için, müşteriler canlı balık ile “uyuşuk balık” arasındaki lezzet farkını da rahatlıkla algılayabilmiş. “Sivri” balıkçılar nihayet buna da çözüm bulmuşlar. Araya bir-iki tane küçük köpekbalığı karıştırmışlar. Ortama heyecan gelmiş. Sonuçta köpekbalığı birkaç balığı yiyince peşlerini bırakıyor. Ama ortam enerjik olduğu için ürünlerde mayışıklık problemi kalmamış.
Müşteriyi önemsemek ve feedback’leri değerlendirerek sürekli inovasyon yapmak, en başta rakibinize fırsat vermemek açısından gerekli. Hatta işinize tehdit olabilecek girişimler ortaya çıktığında rakipleri asla küçümsememeli ve sürekli ne yaptıklarını izlemelisiniz. Bu yüzden eğer bayrağın değişmeden hep sizde kalmasını istiyorsanız, ortamınız sürekli enerjik olsun. Çalışanlarınız iç motivasyonu yüksek (self motivated) ve işi sahiplenen cinsten olsun ki içeride kimse rehavete kapılmasın. Sonuçta bir sonraki bayrağı da devralan siz olmak istiyorsanız, pastanıza sulanan rakip girişimleri ve girişimcileri gerektiğinde satınalmak ve bünyenize eklemleyerek eritmek zorunda kalabilirsiniz.
Eğer “Oyun bitti, 200 milyon dolarlık şirket oldum, ipi göğüsledim” diyorsanız kimbilir
belki de bu, sizin bittiğiniz andır. Yahoo’nun 2000 yılına kadar arama motoru işini önemsemeyip “aramada son nokta budur” evhamına kapılması, beraberinde arama işini daha fazla geliştirmemeyi –atalet- getirmiş; böylece arama kategorisi yarışındaki bayrağı, küçümsediği -hatta komik paralara fırsat varken satınalmadığı- Google’a devretmesiyle sonuçlanmıştır. Benzer şekilde ipi göğüslediği serabına kapılarak sistemini doğru önceliklerle geliştirmeyen Friendster ise, özellikle ölçekli lider olduğu ABD, İngiltere gibi büyük pazarlarda Web2.0’ı doğru algılayan rakiplerinin –MySpace, Bebo vb.- gelip ivmeli şekilde kendisini geçmesine seyirci kalmış ve onlara arkalarından el sallamak zorunda kalmıştır.
Tags: Bayrağı devralmak, Doğru Hız, İnovasyon
Pumalar Neden Vazgeçer?
Sep 16, 2008 Doğru Çeviklik, Karakter Seti
Pumaları bilirsiniz; kendileri vahşi kedilerin uzak atalarından sayılırlar. Bu cangıl kedisinin birçok özelliği vardır. Fakat dillere destan olan, çok hızlı ve kıvrak koşusudur. Avının peşine düştüğü an, giderek hızlanır -vücudunun bütün eklem ve kaslarını ortaya çıkaran çevikliğini, izleyenlere huşu içinde seyrettirir. Ancak bu koşu bazen pumanın, bazen de paçasını kurtarmaya çalışan kurbanının zaferiyle sonuçlanır. Peki sizce bir puma, avının peşinden ne kadar koşar? Ormanların vahşi avcısının bu yazıya konu olmasının tek sebebi, “hesaplı koşusudur”. Çünkü bir puma, avının peşinden sürdürdüğü ölüm koşusunu, her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani ceylanı yakalamak için koştuğu süre ile, tavşanı yakalamak için harcadığı süre aynı olmaz –hemen o anda zihninde bir masraf/kazanç hesabı yapar. Eğer koşarken harcadığı enerji miktarı, avından elde edeceği potansiyel enerji miktarını aşacak gibiyse, o an koşmayı bırakır. Yenilgiyi kabul edip başka bir av arar. Cevap her zaman nettir: “Sonuçtaki ödülün büyüklüğü”. Ceylanın peşinden fazla koşabilir, ama tavşanın peşinden çok daha az koşar. İşte internet dünyasında da başarının sırrı “pumalıkta”, yani harcanan emek ile ulaşılan ödül arasındaki dengeyi iyi ayırt etmekte yatıyor.
Yarı yolda birileri sizden evvel davranıp ölçeklendiyse, arkasından koşmaya gerek yoktur. Çünkü ondan sonrası duygusallık olur -küçük tavşanı elde etseniz de elde edeceğiniz enerji, harcadığınızdan az olur. Bu yüzden bazı durumlarda duygusal davranmayı bırakmak, vazgeçmek gerekir. Ayrıca bunu “başarısızlık” olarak da algılamamak gerekir. Çünkü buradan kazandığınız deneyim ile açığa çıkardığınız enerji ve kaynaklar, daha ölçeklenmemiş ve açık ara lideri henüz olmayan bir başka kategoride belki de ilk sizin ölçeklenebilmeniz için açığa çıkmıştır –yani zor ceylanlar veya kolay tavşanlar sizi bekliyor olabilir. Bardağın bu şekilde dolu tarafını görmedikçe ve ölçekli lideri takip etmekle yetindikçe; hem harcamaya devam eder hem de harcadığınızdan daha az kazanırsınız. Vazgeçenlere birkaç örnek vermek gerekirse;
- Amazon’u tebrik etmek lazım. 45 milyon dolar harcayarak gerçek hayatın en başarılı mezatçılarından Sotheby’s ile beraber kurduğu açık artırmalı müzayede sitesinin, E-bay gibi ölçeklenmiş bir marka karşısında “çöp” olduğunu anlayınca çabucak acıya son verdi.
- Ebay’i de tebrik etmek lazım. Kendi büyütüp palazlandırdığı sanal ödeme sistemi Paypal’a rakip olarak “ben daha iyisini yaparım” psikolojisiyle çıkarttığı Billpoint adlı servis, çevik ve ölçekli Paypal karşısında bir türlü tutunamayınca, 1.5 milyar dolar’ı tıpış tıpış ödeyip Haziran 2002’de Paypal’ı satın almak zorunda kaldı.
- Aynı şekilde Yahoo’yu da tebrik etmek lazım. “Yahoo Auctions” bir zamanlar açık artırma kategorisinin ölçekli devi E-bay’in rakibiydi. Yahoo, bu kategoride başarının kendinden çok ama çok uzak olduğunu nihayet anlayınca, Haziran 2006’da yaralı kolu kesti ve cenazeyi kaldırdı. Bir daha da o alana girmedi.
- Unutmadan Google’ı da tebrik edebiliriz. Başkalarından gördükten sonra kurduğu “Google Video” servisi, o alana ilk giren ve çok kısa sürede ölçeklenen Youtube karşısında çuvallayınca; akıllı bir hamleyle “video paylaşımı” kategorisinin ölçekli lideri Youtube’u Kasım 2006’da primli fiyata da olsa -1.65 milyar dolara- satın aldı. Şimdi iki servis de Google bünyesinde yoluna devam ediyor.
Örnekler çoğaltılabilir. Bütün bu vazgeçenler mutlu mu sizce? Bence gayet mutlular. Ne de olsa zarardan döndükleri andan itibaren acı bitti.
Peki vazgeçmeyenler? Hasta olana şekerli su bile acı gelirmiş. Bence önemli olan hastanın bizzat kendisinin “hasta” olduğunu farketmesidir. Aksi halde suyun niye acı olduğunu farkedemez -kendisini “sağlıklı” zannederek kabahati suya yükler. Google’ın Rusya’da, Japonya’da veya Çin’de; Yahoo’nun “arama” hizmetinin Japonya dışındaki birçok pazarda; Microsoft’un “arama” servisinin neredeyse tüm ülkelerde; Ebay’in Çin dahil birçok uzakdoğu pazarında; Facebook’un Almanya ve Rusya gibi lokal pazarlarda ölçekli rakiplerine diş geçirememelerine rağmen vazgeçmemelerini “hasta olduğunu anlamamaya” örnek gösterebiliriz. Ölçekli lider oldukları pazarlarda elde edilen kazançlar buralardaki kayıpları örttüğü sürece, bu kayıpları kimse sorgulamayacaktır (içerideki yöneticiler veya dışarıdaki yatırımcılarca). Ama vazgeçmedikçe kayıp devam edecek; savaşın kaybedildiğini anlayıp “keskin önlem” almadıkça bu lokal pazarlarda acı bitmeyecektir.
Sonuçta acı da olsa vazgeçmeyi bilmek ve enerjiyi başka alanlara rotalamak gerekir. Puma da avını kovalarken gerektiğinde vazgeçer. Ama vazgeçtiği için oturup ağlamaz. Bilakis “spor yaptım, kas yaptım, refleks geliştirdim” diye düşünür. Çünkü bilir ki “Vazgeçmek de bir erdemdir!”.
Tags: Vazgeçmek


