Bonnyfood.com Yayında…
Jan 31, 2009 Doğru Vizyon, Doğru Zamanlama, Doğru İş, Execution, Karakter Seti, Organizasyon
Nihayet yazabildim. Yoğunluk bitmeyeceği için pes ettim. Açıkçası yazıların sıklığının yanısıra, içerik kalitesi de çok önemli olduğu için yazmakta geciktim. Yoksa sadece yazmış olmak için yazmaktansa hiç yazmamayı tercih ederim. Gelelim sadede.
Geçen ay yeni girişimden bahsedip çok yakında açıklayacağımdan bahsetmiştim. Aslında fiilen hayata geçsek de, bir taraftan eksiklikleri toparlama (hem de yılbaşı öncesi:-) diğer taraftan sistem+kadro oturtma ve siparişleri karşılama derken, yoğun tempodan kurtulmak mümkün olmadı. Şimdi de malum Sevgililer günü hazırlığı var. Yeni işimiz “Lezzet çiçekleri”. Sitemiz ve markamız “Bonnyfood“.
Bonnyfood ile, kendini sevdirenler -ve böylece kendine hediye göndertenler:)- için etkileyici, farklı ve lezzetli seçenekler sunmayı amaçlıyoruz. Çünkü bizce klasik “hediye çiçek” gönderme anlayışı yavaş yavaş değişiyor. Artık insanlar hediye göndereceği zaman; şık görüntüsünün yanısıra, bir o kadar da lezzetli seçenekler arasından seçim yapabilmeli. Bonnyfood, “Sebze, meyve, çikolatalı meyve, kurabiye, sandviç çiçekleri” gibi geniş ve kaliteli ürün yelpazesi ile bu çapta Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor olacak.
Üstelik hijyenik koşullarda ürettiğimiz lezzet çiçeklerinin giremediği yer yok. Örneğin kokusundan ve alerjik kişileri rahatsız etmesinden dolayı artık çoğu hastaneye giremeyen veya girse de alıcıya ulaşamayan çiçekler; sözkonusu olan “lezzet çiçekleri” olduğunda hastalara rahatlıkla ulaşabiliyor.
Önceki yazımda bahsettiğim gibi, bu girişimin offline bacağı yüksek. Yani üretimi de Ümraniye’de açtığımız lokasyonumuzda yapıyoruz. Kısaca bir değerlendirme yapacak olursam;
- Yarattığımız geniş seçenek ve farklılıkla “doğru bir iş” üzerinde olduğumuza inanıyorum. Bu yüzden çevreme hep söylediğim “Taklit işler değil, yapılacaksa ilk ya da doğru ilk olacak işler yapılmalı” vizyonuma ihanet etmediğim için mutluyum.
- Kriz ortamında bile olsak, işin doğruluğuna ve zamanlamasına olan inancımızdan dolayı cesaretimizde bir anlık bile olsa tereddüt olmadı.
- Üstelik şansımızdan, henüz düzgün rakiplerin olmamasından dolayı “doğru zamanlama” ile faaliyete geçtiğimizi düşünüyorum.
-
Doğru kanalları kullanarak hızla yayılmayı ve bu kulvarda ilk ölçeklenen olmayı hedefliyoruz. Bu arada sadece kendi sitemizden satış yapmıyoruz. Satış ortaklığı içine girdiğimiz birçok web sitesiyle komisyon bazlı işbirliği yaparak satışları hızla artırıyoruz.
- Çok hızlıca hayata geçirdiğimiz sitemizin tasarımını hala bir türlü beğenemiyoruz. “Terzi kendi söküğünü dikemez” misali, henüz sitemize kaliteli bir zaman ayıramadık maalesef. Ürünlerimizin ulaştığı insanlardan sürekli “Aaaa, bunlar sitedeki fotoğraflardan daha güzelmiş!” yorumu almaktan da bir hayli sıkıldık:-)
Daha çok eksiğimiz var, farkındayız. Şu an sadece İstanbul içine hizmet verebiliyoruz. Ama organizasyonumuzu ölçeklenme yolunda şimdiden kurguluyoruz. Görüş ve önerilerinizi eksik etmeyin lütfen.
Umarım krizin etkileri giderek azalır ve yeni internet girişimleri de daha bir cesaretle yapılır…
Tags: Cesaret, Doğru Vizyon, Yeni girişim
Web 3.0 Neler Vadediyor?
Oct 8, 2008 Doğru Vizyon
Örnek 1: Siz hobileriniz, işiniz ve ilgi alanlarınıza göre bir spam grubuna eklendiniz diyelim. Bu grupta ortak e-posta filtresi oluşacak. Grup içinde bir kişi, bir e-postayı “önemsiz” veya “spam” olarak işaretlerse tüm grup için bu e-mail önemsiz e-posta kutusuna düşecek. Ama bir başkası mailin gerekli olduğuna inanırsa tüm grup (ya da oluşturulacak başka bir alt grup) aynı maili e-posta kutularında görebilecek. Yani kısaca “spam kardeşliği”.
Örnek 2: Bir konu hakkında arama motorunda derin bir araştırma yapmak istiyor ama saatlerce sürmesini de istemiyorsunuz. Zaten kullandığınız arama motorunda, benzer araştırmaları yapmış bir sürü kişi var. Arama motorunuz, size bu kişilerin kısayollarını ve yaptıkları etiketlemeleri sunup göz atmanızı sağlayacak. Böylece aynı araştırmayı yapan ilk kişiler belki saatler harcamış olsa da o kişilerin kısayollarını ve süzdüğü bilgileri kullanıp aynı araştırmayı siz çok kısa süre de tamamlayabileceksiniz. Dilerseniz bu kısayolları üreten kişilerle chat’leşip daha başka taktikler de alabileceksiniz. Hatta dilerseniz bu kişilerle ortak ilgi grupları bile oluşturabileceksiniz. Bu şekilde araştırma süreleri 10’da birlere kadar düşecek.
Örnek 3: Eskiden iş aramak için kariyer sitelerine CV bırakır veya LinkedIn gibi business network’lerde profilinizi güncel tutardınız. Artık iş başvurularını aktif olarak sizin yapmanıza gerek kalmayacak. Bundan sonra firmalar işe alım için size ulaşacak. Yani önce size amade “kişisel robotunuza” (yazılım) danışacak, belirlediğiniz kriterleri robotunuzun izniyle geçen firmalar sizinle bağlantıya geçebilecek.
Örnek 4: Bir etkinliğe gitmek için yoldasınız. Cep telefonunuzdan “kendinizi daha önce ilişkilendirdiğiniz” kişiler arasından o etkinliğe gidecek kişilerin listesini görebileceksiniz. Hatta ilgilendiğiniz kişilerin ajandasından hangi standta veya nerede olduğunu da -detaylar girildiyse- görebileceksiniz. Aklınıza sadece Twitter gelmesin. Size amade kişisel robotunuz, isterseniz karşı tarafla (robotuyla) randevu bile organize edebilecek. Hatta robotunuz etkinlik veritabanına ulaşıp, networking yapmak istediğiniz potansiyel kişilerle ilgili çeşitli çıktılar da üretebilecek.
Bunlar gelecekten örnekler. Ama önce isterseniz geçmişi kısaca bir özetleyelim. Web 1.0, kullanıcıların genelde “izleyici” pozisyonunda olduğu, belki basit anlamda katılımcı olduğu (yorum yapma, rating verme vbg) uygulamalardan oluşuyordu. Web 2.0’da, sosyal katılımcılığı, demokratik ruhu körükleyen ve “user generated content” dediğimiz kullanıcı tarafından üretilen içeriklerin eklemlenerek değer ürettiği Wikipedia, WordPress, Youtube, Digg, Flickr, Facebook, Twitter, Ning, LastFM gibi paylaşıma dayalı projeleri gördük. Gerçi paylaşımın -afedersiniz- ..okunun çıktığını da gördük. Bu sayede her yer bilgi çöplüğüne döndü. Ama faydasının zararından çok olduğu sürece sorun olmadı.
Şu an nelerle boğuştuğumuzu isterseniz bir hatırlayalım:
• devasa ve yönetilemez bir bilgi çöplüğü
• daha fazla karmaşa
• daha fazla seçim zorluğu
• site site araştırma
• …
Böylece, sosyalleşen web’de su gibi akıp geçen zaman…
Ama dikkatinizi çekti mi; bilginin toplanması, derlenmesi ve sonuca dönük olarak kullanılması/anlamlandırılması halen insan eli ve sınırları ile yürüyor. Bilginin özüne ulaşmak, sentezlemek, elde varolan bilgiyi verimli işlere yöneltmek gelecekte bizi bekleyen en zor işler arasında. Yani bizi bekleyen belki de en büyük tehdit; pürüz ve parazitlerden arındırılmış saf bilgiye ulaşmak ve bunu ihtiyaçlara göre hızlı olarak kullanabilmek.
Bu bilgi çöplüğünde şimdiye kadar en çok kazanan da hepimizin şahit olduğu üzere “arama motorları” oldu. Özetle Web 1.0’ı “izlemek”; Web 2.0’ı da “girdi üretmek” olarak betimlersek; Web 3.0’ı “anlamlı çıktı almak” olarak tanımlayabiliriz. Şu an, anlamlı çıktı almak için kullandığımız arama motorlarının tahtı da, eğer bundan sonra kendilerini yeniden üretemezlerse sallanmış olacak. Çünkü içinde bulundukları sektör, “arama” yani search engine sektörü değil; bilakis “anlamlı çıktı üretme” sektörü. Web 1.0’dan itibaren Web 2.0 ve Web 3.0 katmanlarının her birinde kullanıcı deneyimlerinin nasıl sınıf atladığı sanırım dikkatinizi çekmiştir.
Web 3.0’ı açmak istersek, kontrolün yapay zekalı teknolojilere bırakıldığı, üretilen girdileri işleyip anlamlı çıkarımlar yaparak, aynı zamanda bağımsız uygulama ve database’leri birbiriyle konuşturan uygulamalar bütününü algılayabiliriz. Semantik veya ontolojik web (anlamsal web) de denen web 3.0 uygulamalarının ulaşacağı ideal noktaya kısaca “kişiye özel öğrenen akıllı robot” desek yeridir. Çünkü bu robotlar önce okuyor, sonra okuduğunu anlıyor, en sonra da yorumluyor –ama tüm bunlar saliseler içinde gerçekleşiyor. Yani bu akıllı robot, kullanıcıların -kişi veya üye olunan grup bazında- webdeki davranışlarına göre, kendi kendine öğreniyor ve mantıksal çıkarsamalar yaparak önünüze koyuyor. Üstelik öğrenme eğrisi, sizden -ve internet gezintilerinizden- bilgi aldıkça çok dik şekilde ivmelenerek artıyor. Kısaca siz “leb” demeden Çorum’u kastettiğinizi anlıyor. Web 3.0 uygulamalarının başarısının sırrı da burada olacak zaten: Okuyup anladığını ne kadar doğru yorumlacak? Bu yorumlama, kabul edilebilir sürelerde yapılacak mı? Ve sizin yerinize düşünen hatta kararlar alan –yapay zeka tabanlı- bu öğrenen robotların performansı sizi tatmin edebilecek mi?
Nasıl ki, 90’ların sonunda E-bay’de kullanılmaya başlanan yorum ve rating sistemi veya Google’ın PageRank sistemi bugünün Web 2.0 uygulamalarına ilham verdiyse; Amazon’un “bu ürünü alan bunları da aldı” tarzı öneri sistemi (bizdeki uyduruk/yetersiz taklitleriyle karıştırmayalım), Like.com’un “likeness search” fonksiyonu veya Botego’nun yapay zeka müşteri temsilcileri de, yarının daha ileri boyuttaki Web 3.0 uygulamalarına ilham verecektir diye düşünüyorum.
Örneğin kişisel anlamda;
• Tercihlerimize uygun programları derleyip önümüze koyan IP TV ve radyoları takip edeceğiz.
• Tercihlerimize uygun haber, yazı, video ve diğer içerikleri toplayıp önümüze koyan uygulamaları (ilk örneklerinden biri için bkn. robotnorbi.com) kullanacağız.
• Telesekreterimiz telefonu karşılayıp, eleme yaptıktan sonra arayanları bize bağlayacak. Sadece rahatsız edici telemarketing aramalarını değil, görüşmek istemediklerimizi de eleyecek.
• Sitelere üyelik ve kimlik bilgisi bırakmadan sosyalleşme sağlayacak, alışveriş yapabileceğiz.
• İş başvurularını aktif olarak bizim yapmamız yerine, firmalar işe alım için bize ulaşacak. Yani önce robotumuza danışacak, kriterleri geçerse bize ulaşacak.
• Açık artırma vb. alışveriş sitelerinde alım satım yaparken robotumuz bizim yerimize pazarlık yapacak. Fiyatı düşenleri, toplu indirimleri koordine edecek.
Firmalar için ise;
• Bankalar ve GSM’ler (ve diğerleri) call center’larda insan gücü çalıştırma maliyetlerini minimize edecekler (ilk örnekleri için bkn. Botego)
• Benzer ilgi alanlarındaki topluluklara yönelik pazar araştırmaları ve markalama çalışmaları aha maliyetsiz yürütülecek.
• Robot kanalıyla işe alım için görüşülecek adayları ön elemeden geçirip, kriterleri sağlamayanları direkt eleyecekler.
• Toplantı organizasyonları çok kolaylaşacak.
Bunların dışında “ruh ikizi” dediğimiz doğru hayat arkadaşını bulma esprisi, internette belki de “davranış ikizi” olarak adlandırılacak. Tek farkla; buradaki ikizler sadece iki kişiden oluşmayacak. Bir “davranış ikizi grupları” furyası oluşacak ve bu grupların ne kadar büyük olacağının kararını da elbette ilgililer verecek. Her birimiz kendi ilgi ve merak alanlarımıza uygun insanları bulup, eşleşip (karşılıklı onay ile), birbirimizin kısayollarından faydalanıyor ve hayatı kolaylaştırıyor olacağız (komün hayatı gibi). Böylece örneğin günde 3 saatimizi araştırmaya ayırıyorsak bu süre belki de 1 saate düşecek. Dolayısıyla zaman maliyeti azalmış veya aynı zaman içinde daha çok bilgi (bu örneğimizde 3 kat fazla) süzmüş olacağız. Böylece ya bilgi düzeyi artacak ya da kendimize ayırdığımız vakit. Benzer alanlarda akademik kariyer yapanlar için bulunmaz fırsat değil mi? Ama bunların sadece akademik hayatı kolaylaştırmak için değil; kişisel gelişim, alışveriş ve eğlence alanında da çok yoğun kullanılacağını tahmin ediyorum.
Hayatı kolaylaştıran kısayollara örnekler verirsek;
• Benzer spam’leri işaretleyen kardeşler
• Benzer blogları takip eden gruplar
• Benzer araştırmaları yapan gruplar (meslektaş veya akademisyen)
• Belli etkinlikleri takip eden ve katılan gruplar (indirim alarak)
• Benzer aktiviteleri organize eden gruplar
• Belli alışverişleri yapan (topluca) ve böylece ekstra indirim alan gruplar (sadece ürün diye düşünmeyin, sigorta/kredi/bilet/tatil rezervasyonu gibi hizmetler kategorisinde de beraber hareket edilebilir)
• Benzer pazar araştırmaları yapan profesyoneller
• Benzer hobilere sahip arkadaşlar
• Benzer siteleri takip edeninsanlar
• Benzer yenilikleri (moda, yeni ürünler,yeni konseptler, yeni tasarımlar vs) takip edenler
Örnekleri çoğaltmak fantezilerimize bağlı. Her birimiz bunlara benzer eş ruha sahip birçok grup kullanacağız. Bunların bir kısmını “biz zaten yapıyoruz” diyebilirsiniz. Ama yapış yöntemlerimiz biraz zahmetli. Örneğin gördüğümüz/keşfettiğimiz yenilikleri basit anlamda arkadaşlarımıza forward’layarak ya da forumlarda veya üye olduğumuz gruplarda (Yahoo Groups, Google Groups, Facebook vb gruplarda veya Twitter, FriendFeed gibi uygulamalarla) paylaşarak yapıyoruz bunları. Ama şimdilik meşakkatli yollar bunlar (hele ileridekileri görünce). Üstelik akıllı robotlarımız mobil araçlarla da çok güzel entegre olacağı için bizi her yerde güncel tutacak.
Google CEO’u Eric Schmidt, web 3.0’ın bir uygulamalar denizi olacağını ifade ediyor. Yani büyük devasa siteler yerine, birkaç sitenin gölgesinde dolaşacak milyonlarca daha küçük uygulama olacak. Katılıyorum. Çünkü her siteye ayrı ayrı üyelik, ayrı girişler vb. zaten yeterince can sıkıcı, gereği de yok. Dağıtık sistemler ve veritabanlarının birbiriyle konuşacağı entegre yapılar çok daha mantıklı. Zaten ters bacaktan baktığımızda, bu uygulamaları sadece büyük şirketlerin web sitesi uygulamaları olarak görmeyip, başlangıçta bir RSS fonksiyonu veya browser bileşeni gibi de hayal edebiliriz. Ama daha da ileride gideceği nokta “öğrenen robot” düzeyi olacak. Bu öğrenen robotlar sizin davranışlarınızı birçok kaynaktan süzüp (web gezileri, mobil kullanım şekli, ilintili grupların davranışı, default belirlediğiniz tercihler vs), davranış haritalarınızı çıkarıp -ve sürekli güncel tutup- sizin yerinize aksiyonlar bile alabilecek. Mesela sizin yerinize pazarlık yapabilecek. Örneğin 17 dolar olan Amsterdam uçak bileti duyurusu, gruptaki herkese e-mail ve/veya mobil cihazınıza gönderilip “Rezervasyon sayısı şu an 3 kişiye ulaştı (Ahmet, Bülent ve Ceyda). Sayı 5 olunca ekstra %20 indirim var. Sen de katılmak ister misin?” diye soracak ve “Kabul” dendiğinde kişisel hesaptan para tahsil edilecek.
Gelir modelleri Nasıl Olacak?
Sorunun cevabı elbette basit değil. Bu bağlamda, kendi başına servis bazlı ücretlendirme veya reklam gösterim modeliyle çalışacak (ki bu da tüketici davranışlarına cuk uyan reklamlar olacaktır) örnekler görebileceğimize inanıyorum. Ama hem teknolojik ilerleme ile kullanıcılara değer katacak hem de para kazanacak modeller üretebilmek için belki de girişimcilerin ellerindeki uygulamaları birbirleriyle entegre ederek, kullanıcıya yarattıkları fayda açısından sinerjik birtakım gelir modelleri ortaya çıkarmalarına da hazır olmalıyız diye düşünüyorum.
Çünkü optimal çözümlerin üretilmesi; girişimci ve yatırımcıların gelir modelleri ile üretim maliyeti arasında oluşacak fark tahminlerine -yani kazanç potansiyeline- ne kadar ikna olacağına bağlı olacaktır. Önümüzdeki 5–10 yıl içinde bunlara benzer uygulamaları rahatlıkla göreceğiz. Olay, semantik uygulamaları optimal sürelerde yapabilecek teknolojik kabiliyetlere (doğru insanlara) sahip girişimcilerin, doğru ve vizyoner yatırımcılarla ne zaman buluşacağına bağlı. Bu tür vizyoner uygulamalarda en büyük psikolojik engel, somut örneklerin ortaya çıkarak yatırım almasıyla -dolayısıyla para ettiğinin anlaşılmasıyla- aşılacaktır. Böylece girişimci/yatırımcıların, anlamlı talepler için birbiriyle konuşan kullanışlı uygulamalar veya widget/robot üretimlerinin, bir zaman sonra iplik söküğü gibi geleceğine inanıyorum.
Ayrıca bu tip Web 3.0 uygulamalarının; teknoloji geliştirim anlamında –kendi geliştirdiğiniz kodları onların sistemindeki API’lere entegre ederek- ortak akıl avantajlarından halihazırda yararlanan (WordPress, Facebook gibi) ve gelecekte daha ileri boyutta yararlanmak isteyecek diğer Web2.0 projelerinin üzerine “data connectivity” etkileşimiyle çok güzel oturacağını tahmin etmek aslında çok güç değil. Zaten daha önce denense de “doğru zamanlama” olmadığı için yeterli ilgi görmeyen OpenID gibi ortak kimlik servisleri, Web 3.0′ın olmazsa olmaz ihtiyaçlarından birisi haline gelecek. Birbirleriyle konuşan akıllı web uygulamaları için kimliklerin ve verilerin taşınabilirliği gitgide önem kazanıyor. Bugün Facebook, Google ve MySpace gibi bir çok sosyal ağ platformunun, veri taşınabilirliği konusunda beraber önemli çalışmalar yürüttüğünü duyuyoruz.
Bu arada ülkemizde de semantik anlamda “öğrenen akıllı robot” uygulamaları geliştirmek için AR-GE çalışmaları yürüten kurumlarımız (üniversitelerle beraber) olduğunu şahsen biliyorum. Henüz yapılmakta olan çalışmalar anlamlı sonuçlar üretmemiş olsa da, ortaya konulan emeğin biz Türk milleti açısından dünya arenasında boy göstermek adına önemli kazanımlar üreteceğine inanıyorum.
Hayırlısı olsun diyelim…
Web 3.0′ın teknik altyapısı hakkında diğer incelemeler için bkn.:
http://www.scribd.com/doc/2602147/atlm-web-30
http://obayram.blogspot.com/2008/07/nedir-bu-web-30-dedikleri.html
Kategori Katili Olmak İçin
Oct 1, 2008 Doğru Vizyon
Besin zincirinin en üstündeki kategori katili (kategori killer) bir köpekbalığı olmak için en kestirme yol, o kategoriyi yaratmaktır. Yaratmak istediğiniz kategorinin başarılı olmasının kesin bir garantisi yok elbette ama başarılı olduğu takdirde internette para kazanmanın belki de en kestirme yolu “kategori katili” olmaktan geçiyor.
İnternet üzerindeki iş modelleriyle, gerçek alem iş modellerini birbirinden ayırmak gerekir. Gerçek hayatta aynı kategoride çoğu zaman iki markaya iyi bir yer olduğunu görürüz. Üstelik üçüncü ve dördüncü markalar bile, pazar payları zayıf olsa da çoğu tüketicinin aklına gelir. Örneğin “gazlı içecek” kategorisindeki markaları saysak herkesin aklına Coca Cola, Pepsi hemen; ardından da Cola Turca, Kristal gibi markalar peşi sıra gelir. Zaten bu markaların pazar payları arasında da %80’e %10 gibi korkunç uçurumlar da olmaz. İlk iki marka arasındaki pazar payı farkları kimi örneklerde genelde %1 ila 10 arasında dalgalanır. Aynı örnekleri farklı sektör ve kategoriler için çoğaltabiliriz:
• Akbank – Garanti – İş Bankası – Yapı Kredi
• Migros – Carrefour
• McDonald’s – Burger King
• Intel – AMD
• Casper – Escort
• Hürriyet – Sabah
Ama internet dünyasına geldiğimizde işler biraz değişiyor. Burada başarılı olmak için ilk kural, gerçek hayatta iş yapmaya dair bildiklerinizi unutmaktır. İnternette iş yaparken bulunduğunuz kategoride kullanıcılarının zihninde akla gelen ilk marka -1 numara- hep siz olmalısınız. Aksi halde hayatta kalma şansınız zor -kalsanız bile çok acılara katlanmanız gerekir. Dünyada ve ülkemiz internet dünyasında aynı kategorideki rakiplerin pazar payları arasındaki farklara bir bakın. Bazı kategorilerden örneklersek;
Arama: Birinci Google (dünyada pazar payı yaklaşık %50; Türkiye de daha fazla); ikinci Yahoo!’nun payı ise % 15 civarı.
E-mail: Birinci Yahoo!Mail (pazar payı yaklaşık %40); ikinci Hotmail (yaklaşık %20).
Açık artırma: Birinci E-bay. İkinciyi kim hatırlıyor? Belki bir zamanlar cevap “Yahoo Auctions” idi. Ama 2007 Haziran’ında cenazeyi kaldırdı.
IP Telefon: Birinci Skype. Peki ikinci olan marka aklınıza geliyor mu?
Genel alışveriş: Daimi birinci belli, Amazon. İkincinin cirosundan yaklaşık on kat fazla kazanıyor.
Grup Kurma: Lideri “Yahoo Groups”. İrili ufaklı çok fazla rakibi var. Ama açık ara önde olan Yahoo Groups (90’ların sonunda eGroups’u 500 milyon dolara satın alıp bu ismi vermişlerdi).
İsterseniz ülkemize dönelim ve Türk markaları üzerinden gidelim (gerçi pazar paylarını bulmak büyük muamma).
Açık artırma: Birinci marka GittiGidiyor, ikinciyi hatırlayan var mı? Sitesi Alexa’daki sıralamaya göre en yakın rakibi hemalhemsat.com’dan günlük nerdeyse 20 kat yüksek ziyaretçi çekiyor.
Arkadaşını bul: Birinci Facebook. Pazar payı %95′ten aşağı değildir herhalde. Var mı ikinci?
Business Networking: Birinci Xing. İkinci kim acaba?
Genel Alışveriş: Lider marka Hepsiburada ve pazarın yarısı elinde. İkinciler hep değişiyor. Bir zamanlar Bascuda idi, son zamanlarda Weblebi. Şimdi ise ikisi de yok.
Video Paylaşım: Lider Youtube. Lokal lider ise izlesene.com. Sonrakilerle aradaki boşluk bir hayli fazla.
Aklınıza hangi kategoriyi getirirseniz getirin. Liste bu şekilde uzayıp gider. Her ne kadar bu firmaların yıllık gelirleri hakkında bir fikrimiz olmasa da, pazar payları veya penetrasyon oranları arasındaki farkların gerçek alemdeki gibi küçük oranlarda olmadığını anlayabiliyoruz.
Sözün özü, internette genelde herbir kategorinin tek bir köpekbalığı olur. İnternetteki kategori köpekbalıkları kendi kulvarlarında besin zincirinin en üstünde yer alır ve pastanın çok önemli bir dilimini kendisine alır. Önemsiz artıklar ise diğerlerinindir. O yüzden şu anda iş yaptığınız kategoride lider değilseniz, üstelik lider olma potansiyeline sahip ciddi farklılıklarınız ve sıkı bir iş modeliniz de yoksa (ve ilerde de olmayacaksa), bence fazla uzatmadan cenazeyi kaldırın (exit edin). Çünkü siz bilindik kategoriye gecikmeli girip sonradan çok doğru işler yapsanız da, piyasaya önden girip arayı bir hayli açmış liderin sizin yaptığınız faydalı yenilikleri taklit ederek kendi sistemine adapte etmesi fazla uzun sürmeyecektir. Dolayısıyla ya liderin ciddi hatalar yapıp tökezlemesini umacaksınız ya da gücünüz varsa açık ara geride ikincilik safınızı korumaya çalışacaksınız (elbette para kaybetmeye veya mütevazi gelirlere talim etmeye devam ederek).
Bu yüzden bilhassa internet dünyasında aman ha bilindik kategorilerde “ben de varım” tarzında taklit (me too) işler yapmaya çalışmayın. Yapacaksanız bile farklı, benzersiz ve kolay taklit edilemeyecek bir fikriniz veya teknolojik avantajınız (1998’deki Google gibi) olsun ki, diğerleri sizi taklit edene kadar atı alıp Üsküdar’ı geçmiş olun.
Sonuç olarak mümkünse kendinize hiç olmayan, daha önce keşfedilmemiş yeni bir kategori ya da alt kategori yaratın ve orada “ilk ölçeklenen” olun. Unutmayın, hem sizin hem de ülkemizin kaynakları sınırlı. Yanlış işlerle uğraşmayın. Çoğumuzun elinde sadece tek bir mermi var. Onu da boşa harcamayalım…
Tags: Kategori Killer
İnternette Ölçeklenmenin Anatomisi
Sep 16, 2008 Doğru Vizyon, Ölçeklenme Stratejileri
Ölçeklenme kavramının önemi belki de ilk defa Sanayi Devrimi ile anlaşılmıştı. T modeli bir Ford’u 3-5 adet üretmenin maliyeti ile 3.000–5.000 hatta 300.000–500.000 adet üretmenin maliyeti arasında inanılmaz farklar vardı. Dolayısıyla “eşsiz bir el yapımı” arabanın gördüğü ihtiyaç ile hemen hemen aynı ihtiyacı gören o zamanki standartlaştırılmış Ford arasındaki maliyet uçurumunun birkaç misline çıkması normaldi. Buna kısaca “ölçeklenmenin maliyet avantajı” dememizde pek sakınca olmaz sanırım. Maliyet avantajını yaratmak isteyen firmaların tek yapması gereken; rakiplerinin ürün veya hizmetine bir farklılık ekledikten sonra talebe göre yüksek sayıda üretip pazarlamaktı. Zaten geleneksel ekonomilerde ölçekli üretim yapılan kategorilerdeki rakiplerin (Cola-Pepsi, Ford-Renault, Vestel-Beko-Samsung vs.) pazar payları arasındaki farka baktığımızda, bu farkların ekstrem durumlar hariç birkaç puanı geçmediğini rahatlıkla görürüz.
İnternet Devrimi’nden bu yana ortaya çıkan ölçekli işlere baktığımızda ise, ölçeklenen firmaların (Amazon, MySpace, Facebook, Google, Linkedin, Youtube, Ebay, ülkemizde ise GittiGidiyor, Hepsiburada, Kariyer.net, SuperTeklif, İzlesene vs.) pazar paylarının, kendi kategorilerindeki rakiplerine nazaran çok yukarılarda olduğunu görmek mümkün. Fakat internetteki ölçeklenmenin Sanayi Devrimi’ndeki ölçeklenmeyle kıyaslandığında tüketici açısından genelde herhangi bir maliyet avantajı yaratmadığı da rahatlıkla görülebilir. Kuşkusuz tüketici açısından büyük bir fayda olduğunu unutmamak gerekir. Örnekleyerek anlatırsak:
Alıcı-satıcı bolluğundan dolayı “açık artırma” kategorisinin ölçekli lideri olan Gittigidiyor’da satışa koyduğunuz 2.el telefonunuza süre bitiminde 45 adet alım teklifi geliyor ve 200 YTL’ye satabiliyorken; aynı telefona HemalHemsat.com’da maksimum 5 adet teklif bırakılıyor ve en yüksek teklif olduğu için orada telefonunuzu maksimum 120 YTL’ye satabiliyorsunuz. Elbette GittiGidiyor’a ödeyeceğiniz 20 YTL’lik %10 komisyon sizi rahatsız etmeyecektir. Halbuki aynı işlem için HemalHemsat.com’a çok daha az oranda veya tutarda komisyon verecektiniz.
Aynı şeyi Google’da yayınladığınız reklamlar için düşünelim. Sitenize Adwords/Adsense programlarından elde ettiğiniz dönüşüm oranlarıyla (conversion rates), çok daha düşük maliyet karşılığında daha fazla kişiye reklamınızı gösterip trafik sağlayabiliyorsunuz. Halbuki aynı şeyi Yahoo’da, Mynet Adklik’te veya Adnet’te yaptığınız durumda gelen trafiğin hacmi ve verimliliğine baktığınızda genelde en fazla verimi Google’dan aldığınızı farkedeceksiniz. Üstelik insanlar Google’da arama yaptıkça, sitenizin doğal arama sonuçlarında (organik bölümde) bulunma oranı, her geçen gün daha fazla artacaktır. Çünkü orada yaptığınız reklam sayesinde sitenizin pagerank vb. değerleri yükselmekte (belli bir yere kadar); küçük dokunuşlarla Google arama motoru optimizasyonlarınız (SEO) gelişmektedir.
Kısaca gelmek istediğim nokta; İnternet Devrimiyle birlikte “ölçeklenme” kavramı maliyet eksenli olmaktan çıkıp “fayda” eksenli hale gelmiştir. Burada fayda kavramının içini, yapılan işe göre farklı olgularla doldurabilirsiniz. Örneğin açık artırma platformlarında ölçekli liderin tüketiciye sunduğu ana fayda, “alıcı-satıcı bolluğu” iken; B2C işinde “güvenilir marka ve ürün sayısı”; kariyer işinde “cv-firma bolluğu”; sosyal network’lerde “üye bolluğu”; arama motoru işinde “hızlı ve doğru sonuç getirme”; video işinde ise “yüklenmiş video bolluğudur”.
Dikkat ederseniz maliyet avantajı artık tüketici için değil de, genelde kurumsal firmalar için geçerli olmaktadır. Kariyer.net’de firmanıza aday bulmak için ödediğiniz yıllık üyelik bedeli, diğer rakip sitelerden yüksek gözükse de, orada daha çok CV yeraldığı için daha kısa sürede ve diğerlerinden daha çok pozisyon üretme şansınız var. Hepsiburada’ya toptan ürün tedarik ediyorsanız, birim fiyatınız düşük olsa da daha çok ciro üretme şansınız var. Yemeksepeti’nde restoran olarak yemeklerinizi sergilerken, diğer yemek sitelerinden daha yüksek oranda komisyon ödeseniz de, daha çok satış yapıyorsunuz (üstelik cironuz arttıkça komisyonunuzun düşme şansı da var). Oysaki bu sitelere tüketici/bireysel kullanıcı olarak üye olduğunuzda -özellikle belli bir bedel karşılığı hizmet alınan durumlarda- ölçekli lidere (gittigidiyor, cember.net, hepsiburada vs.) genelde rakiplerinden daha yüksek ücretler ödersiniz.
Sadede gelirsek; anlaşıldığı üzere internette ekmek yiyebilmek için ölçeklenmek şart. Peki her isteyen istediği kategoride ölçeklenebiliyor mu? Sanayi Devrimi sonrası geleneksel ekonomi firmaları için cevabımız “evet”. Paranız var ve potansiyeli olan alanlarda akıllı yatırımlar yapıyorsanız genelde sorun yok. Ama internet işiyle uğraşacaksanız eğer, maalesef kategorisinde “ilk ölçeklenenler” dışındakilere pek ekmek yok. Varsa da aslanın ağzında…
Tags: Ölçekli Lider
Türkiye’den İnternet Markası Çıkar mı?
Sep 15, 2008 Doğru Vizyon
Bu soruyu ilk defa sevgili Burak Büyükdemir’in organize ettiği “e-fikrim panelinde” cevaplamıştım. Sözlerime karşı görüş beyan eden de olmuştu. Çünkü panelistlerden biri, ABD’de geçmişte bir girişim yapmış ve arzuladığı sonucu alamamıştı. Bu deneyim belki de sahibine çok şey katmıştı ve ona “dışarıda işin ne, gir içeri” diyordu -inancı kaybolmuştu. Affına sığınarak sevgili Ersan’dan bahsediyorum. İtiraf.com’un kurucusu ve Türk internetinde başarılı girişimlere imza atan (hala imzalıyor) Ersan Özer’den.
Kendisi hala aynı fikirde mi bilemiyorum (galiba değil) ama olaya bir de tersinden bakalım… O zamanki projesinin, ABD için doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu irdelemek bir yana –denemeden öğrenilmeyeceği ayrı konu-, eğer başarılı olsaydı hem böyle konuşmazdı, hem de yeni girişimler için bize ufuk açardı. Okuduklarınızdan hatırlar mısınız bilmiyorum ama biz bir zamanlar dünyanın en büyük birkaç ekonomisinden biriydik (belki de ilk). Bazıları Orta Çağ’da karanlıklar içinde yaşarken biz Yeni Çağı açmıştık. Zihinsel tutumumuz bize engel değildi. Çünkü baktığımız “kimin ne yaptığı” değil, bilakis “biz ne yapabiliriz” yaklaşımıydı. Üzerinden çok zaman geçse de, unutmayalım ki daha önce yapmıştık –yani “ilk yapma/öncü olma” zihinsel tutumuna sahiptik. Şimdilerde tekrar öncü olabilmek için ise geçmişi hatırlamak ve o zamanlardaki zihinsel tutuma dönmek zorundayız.
Embrio’da çalıştığım 2,5 sene zarfında 1200 civarı proje değerlendirdik. Beni yerimden hoplatacak, nefesimi kesecek ve “işte bu” diyebileceğim, dünya ölçeğinde başarıya aday bir proje hiç görmedim (ya da göremedim). Gelen fikirlerin çoğu taklit, mevcut örneklere küçük farklılıklar katılarak sunulan, global arenaya çıkmaya aday olamayacak fikirlerdi. Ama sahibine sorarsanız, o farklılıklar onlar için muhteşemdi. Sabaha kadar uyutmamıştı (fikrine objektif bakamama). Elbette saygı duyuyorum… Ama yatırıma değer bulmak için yetmiyor.
Olaya sadece “Türkiye’den internet markası çıkar mı?” diye değil; “Türk beyinlerinden ne zaman çıkar?” diye de yaklaşabilirsiniz. Bence Like.com buna en güzel örnek. Geliştirdiği “visual search” teknolojisiyle çanta, ayakkabı, tekstil gibi birbiriyle karşılaştırılamayan ürünler arasında “benzerlik araması” (likeness search) yapıyor. Üç ortağından biri Türk (Burak Göktürk). Bence nazar boncukluk bir proje. Bilemediğim ve Türk ortağı olan bir sürü başka proje olduğuna eminim. İşte zaten sorun burada. Bu projelere “Türk menşei” etiketini takamıyoruz. “Çok mu önemli?” diyebilirsiniz. Bence çok önemli. Girişimcilerimizin ya da fikir sahiplerinin zihinsel tutumunu geliştirmek açısından önemli. Ortada “tartışmaya açık olmayan” markalaşmış bir Türk projesi ya da başarısı gösterebilmek açısından önemli. Son yıllarda grou.ps, befunky.com, sevenload.com gibi Türk girişimcileri görmek güzel olsa da bence yetersiz. Umarım sayıları artar. Sadece bizim değil tüm dünyanın takdir ettiği, kategorisinde “ölçekli lider” olarak boy gösterecek çok sayıda örnek çıkarırız.
Bir dünya markası çıkarmak için Web 1.0’ı, belki de Web 2.0’ı kaçırmış olabiliriz (ki bence kaçırmadık). Hatırlayın, Web 1.0 dediğimiz şey 90’ların başlarında başladığında biz start çizgisinde bile değildik. İnternet bize çok sonra geldi (internette birkaç yıl, birkaç asır demek). Geniş bantı şurada 2-3 senedir yaşıyoruz. Bahanelere devam edelim: Hadi Web 2.0’ı da geç anladık ve ancak taklit edebildik diyelim. Ama artık uyanma vakti. Çünkü Web 3.0’da tüm dünya aynı noktadan start alıyor. İnek gibi bakmaktan bahsetmiyorum. Trene binmekten hiç bahsetmiyorum. Bahsettiğim “dümene geçmek”. Hatta bunu düşünürken bile cesur olmaktan bahsediyorum. Bence çok bekledik, artık zamanı.
Merak ediyorum. Acaba kahramanımız kim olacak? Kıvılcımı kim çakacak? Çünkü gerisi iplik söküğü. Samimi olmak gerekirse bu kıvılcımın dışarıdaki Türklerce çakılmasından çok Türkiye’den birilerince çakılmasını daha çok önemsiyorum. Elbette nerede olduğunun önemi yok ama Türkiye’deki girişimcilerin zihinsel tutumunu daha hızlı değiştirebilmesi açısından içeriden birinin çaktığı kıvılcım bence daha değerli…
Tags: İnternette Markalaşmak, Web 1.0, Web 2.0, Web 3.0



