Son Yazilar
Web 3.0 Neler Vadediyor?
Oct 8, 2008 Doğru Vizyon 4 Comments
Örnek 1: Siz hobileriniz, işiniz ve ilgi alanlarınıza göre bir spam grubuna eklendiniz diyelim. Bu grupta ortak e-posta filtresi oluşacak. Grup içinde bir kişi, bir e-postayı “önemsiz” veya “spam” olarak işaretlerse tüm grup için bu e-mail önemsiz e-posta kutusuna düşecek. Ama bir başkası mailin gerekli olduğuna inanırsa tüm grup (ya da oluşturulacak başka bir alt grup) aynı maili e-posta kutularında görebilecek. Yani kısaca “spam kardeşliği”.
Örnek 2: Bir konu hakkında arama motorunda derin bir araştırma yapmak istiyor ama saatlerce sürmesini de istemiyorsunuz. Zaten kullandığınız arama motorunda, benzer araştırmaları yapmış bir sürü kişi var. Arama motorunuz, size bu kişilerin kısayollarını ve yaptıkları etiketlemeleri sunup göz atmanızı sağlayacak. Böylece aynı araştırmayı yapan ilk kişiler belki saatler harcamış olsa da o kişilerin kısayollarını ve süzdüğü bilgileri kullanıp aynı araştırmayı siz çok kısa süre de tamamlayabileceksiniz. Dilerseniz bu kısayolları üreten kişilerle chat’leşip daha başka taktikler de alabileceksiniz. Hatta dilerseniz bu kişilerle ortak ilgi grupları bile oluşturabileceksiniz. Bu şekilde araştırma süreleri 10’da birlere kadar düşecek.
Örnek 3: Eskiden iş aramak için kariyer sitelerine CV bırakır veya LinkedIn gibi business network’lerde profilinizi güncel tutardınız. Artık iş başvurularını aktif olarak sizin yapmanıza gerek kalmayacak. Bundan sonra firmalar işe alım için size ulaşacak. Yani önce size amade “kişisel robotunuza” (yazılım) danışacak, belirlediğiniz kriterleri robotunuzun izniyle geçen firmalar sizinle bağlantıya geçebilecek.
Örnek 4: Bir etkinliğe gitmek için yoldasınız. Cep telefonunuzdan “kendinizi daha önce ilişkilendirdiğiniz” kişiler arasından o etkinliğe gidecek kişilerin listesini görebileceksiniz. Hatta ilgilendiğiniz kişilerin ajandasından hangi standta veya nerede olduğunu da -detaylar girildiyse- görebileceksiniz. Aklınıza sadece Twitter gelmesin. Size amade kişisel robotunuz, isterseniz karşı tarafla (robotuyla) randevu bile organize edebilecek. Hatta robotunuz etkinlik veritabanına ulaşıp, networking yapmak istediğiniz potansiyel kişilerle ilgili çeşitli çıktılar da üretebilecek.
Bunlar gelecekten örnekler. Ama önce isterseniz geçmişi kısaca bir özetleyelim. Web 1.0, kullanıcıların genelde “izleyici” pozisyonunda olduğu, belki basit anlamda katılımcı olduğu (yorum yapma, rating verme vbg) uygulamalardan oluşuyordu. Web 2.0’da, sosyal katılımcılığı, demokratik ruhu körükleyen ve “user generated content” dediğimiz kullanıcı tarafından üretilen içeriklerin eklemlenerek değer ürettiği Wikipedia, WordPress, Youtube, Digg, Flickr, Facebook, Twitter, Ning, LastFM gibi paylaşıma dayalı projeleri gördük. Gerçi paylaşımın -afedersiniz- ..okunun çıktığını da gördük. Bu sayede her yer bilgi çöplüğüne döndü. Ama faydasının zararından çok olduğu sürece sorun olmadı.
Şu an nelerle boğuştuğumuzu isterseniz bir hatırlayalım:
• devasa ve yönetilemez bir bilgi çöplüğü
• daha fazla karmaşa
• daha fazla seçim zorluğu
• site site araştırma
• …
Böylece, sosyalleşen web’de su gibi akıp geçen zaman…
Ama dikkatinizi çekti mi; bilginin toplanması, derlenmesi ve sonuca dönük olarak kullanılması/anlamlandırılması halen insan eli ve sınırları ile yürüyor. Bilginin özüne ulaşmak, sentezlemek, elde varolan bilgiyi verimli işlere yöneltmek gelecekte bizi bekleyen en zor işler arasında. Yani bizi bekleyen belki de en büyük tehdit; pürüz ve parazitlerden arındırılmış saf bilgiye ulaşmak ve bunu ihtiyaçlara göre hızlı olarak kullanabilmek.
Bu bilgi çöplüğünde şimdiye kadar en çok kazanan da hepimizin şahit olduğu üzere “arama motorları” oldu. Özetle Web 1.0’ı “izlemek”; Web 2.0’ı da “girdi üretmek” olarak betimlersek; Web 3.0’ı “anlamlı çıktı almak” olarak tanımlayabiliriz. Şu an, anlamlı çıktı almak için kullandığımız arama motorlarının tahtı da, eğer bundan sonra kendilerini yeniden üretemezlerse sallanmış olacak. Çünkü içinde bulundukları sektör, “arama” yani search engine sektörü değil; bilakis “anlamlı çıktı üretme” sektörü. Web 1.0’dan itibaren Web 2.0 ve Web 3.0 katmanlarının her birinde kullanıcı deneyimlerinin nasıl sınıf atladığı sanırım dikkatinizi çekmiştir.
Web 3.0’ı açmak istersek, kontrolün yapay zekalı teknolojilere bırakıldığı, üretilen girdileri işleyip anlamlı çıkarımlar yaparak, aynı zamanda bağımsız uygulama ve database’leri birbiriyle konuşturan uygulamalar bütününü algılayabiliriz. Semantik veya ontolojik web (anlamsal web) de denen web 3.0 uygulamalarının ulaşacağı ideal noktaya kısaca “kişiye özel öğrenen akıllı robot” desek yeridir. Çünkü bu robotlar önce okuyor, sonra okuduğunu anlıyor, en sonra da yorumluyor –ama tüm bunlar saliseler içinde gerçekleşiyor. Yani bu akıllı robot, kullanıcıların -kişi veya üye olunan grup bazında- webdeki davranışlarına göre, kendi kendine öğreniyor ve mantıksal çıkarsamalar yaparak önünüze koyuyor. Üstelik öğrenme eğrisi, sizden -ve internet gezintilerinizden- bilgi aldıkça çok dik şekilde ivmelenerek artıyor. Kısaca siz “leb” demeden Çorum’u kastettiğinizi anlıyor. Web 3.0 uygulamalarının başarısının sırrı da burada olacak zaten: Okuyup anladığını ne kadar doğru yorumlacak? Bu yorumlama, kabul edilebilir sürelerde yapılacak mı? Ve sizin yerinize düşünen hatta kararlar alan –yapay zeka tabanlı- bu öğrenen robotların performansı sizi tatmin edebilecek mi?
Nasıl ki, 90’ların sonunda E-bay’de kullanılmaya başlanan yorum ve rating sistemi veya Google’ın PageRank sistemi bugünün Web 2.0 uygulamalarına ilham verdiyse; Amazon’un “bu ürünü alan bunları da aldı” tarzı öneri sistemi (bizdeki uyduruk/yetersiz taklitleriyle karıştırmayalım), Like.com’un “likeness search” fonksiyonu veya Botego’nun yapay zeka müşteri temsilcileri de, yarının daha ileri boyuttaki Web 3.0 uygulamalarına ilham verecektir diye düşünüyorum.
Örneğin kişisel anlamda;
• Tercihlerimize uygun programları derleyip önümüze koyan IP TV ve radyoları takip edeceğiz.
• Tercihlerimize uygun haber, yazı, video ve diğer içerikleri toplayıp önümüze koyan uygulamaları (ilk örneklerinden biri için bkn. robotnorbi.com) kullanacağız.
• Telesekreterimiz telefonu karşılayıp, eleme yaptıktan sonra arayanları bize bağlayacak. Sadece rahatsız edici telemarketing aramalarını değil, görüşmek istemediklerimizi de eleyecek.
• Sitelere üyelik ve kimlik bilgisi bırakmadan sosyalleşme sağlayacak, alışveriş yapabileceğiz.
• İş başvurularını aktif olarak bizim yapmamız yerine, firmalar işe alım için bize ulaşacak. Yani önce robotumuza danışacak, kriterleri geçerse bize ulaşacak.
• Açık artırma vb. alışveriş sitelerinde alım satım yaparken robotumuz bizim yerimize pazarlık yapacak. Fiyatı düşenleri, toplu indirimleri koordine edecek.
Firmalar için ise;
• Bankalar ve GSM’ler (ve diğerleri) call center’larda insan gücü çalıştırma maliyetlerini minimize edecekler (ilk örnekleri için bkn. Botego)
• Benzer ilgi alanlarındaki topluluklara yönelik pazar araştırmaları ve markalama çalışmaları aha maliyetsiz yürütülecek.
• Robot kanalıyla işe alım için görüşülecek adayları ön elemeden geçirip, kriterleri sağlamayanları direkt eleyecekler.
• Toplantı organizasyonları çok kolaylaşacak.
Bunların dışında “ruh ikizi” dediğimiz doğru hayat arkadaşını bulma esprisi, internette belki de “davranış ikizi” olarak adlandırılacak. Tek farkla; buradaki ikizler sadece iki kişiden oluşmayacak. Bir “davranış ikizi grupları” furyası oluşacak ve bu grupların ne kadar büyük olacağının kararını da elbette ilgililer verecek. Her birimiz kendi ilgi ve merak alanlarımıza uygun insanları bulup, eşleşip (karşılıklı onay ile), birbirimizin kısayollarından faydalanıyor ve hayatı kolaylaştırıyor olacağız (komün hayatı gibi). Böylece örneğin günde 3 saatimizi araştırmaya ayırıyorsak bu süre belki de 1 saate düşecek. Dolayısıyla zaman maliyeti azalmış veya aynı zaman içinde daha çok bilgi (bu örneğimizde 3 kat fazla) süzmüş olacağız. Böylece ya bilgi düzeyi artacak ya da kendimize ayırdığımız vakit. Benzer alanlarda akademik kariyer yapanlar için bulunmaz fırsat değil mi? Ama bunların sadece akademik hayatı kolaylaştırmak için değil; kişisel gelişim, alışveriş ve eğlence alanında da çok yoğun kullanılacağını tahmin ediyorum.
Hayatı kolaylaştıran kısayollara örnekler verirsek;
• Benzer spam’leri işaretleyen kardeşler
• Benzer blogları takip eden gruplar
• Benzer araştırmaları yapan gruplar (meslektaş veya akademisyen)
• Belli etkinlikleri takip eden ve katılan gruplar (indirim alarak)
• Benzer aktiviteleri organize eden gruplar
• Belli alışverişleri yapan (topluca) ve böylece ekstra indirim alan gruplar (sadece ürün diye düşünmeyin, sigorta/kredi/bilet/tatil rezervasyonu gibi hizmetler kategorisinde de beraber hareket edilebilir)
• Benzer pazar araştırmaları yapan profesyoneller
• Benzer hobilere sahip arkadaşlar
• Benzer siteleri takip edeninsanlar
• Benzer yenilikleri (moda, yeni ürünler,yeni konseptler, yeni tasarımlar vs) takip edenler
Örnekleri çoğaltmak fantezilerimize bağlı. Her birimiz bunlara benzer eş ruha sahip birçok grup kullanacağız. Bunların bir kısmını “biz zaten yapıyoruz” diyebilirsiniz. Ama yapış yöntemlerimiz biraz zahmetli. Örneğin gördüğümüz/keşfettiğimiz yenilikleri basit anlamda arkadaşlarımıza forward’layarak ya da forumlarda veya üye olduğumuz gruplarda (Yahoo Groups, Google Groups, Facebook vb gruplarda veya Twitter, FriendFeed gibi uygulamalarla) paylaşarak yapıyoruz bunları. Ama şimdilik meşakkatli yollar bunlar (hele ileridekileri görünce). Üstelik akıllı robotlarımız mobil araçlarla da çok güzel entegre olacağı için bizi her yerde güncel tutacak.
Google CEO’u Eric Schmidt, web 3.0’ın bir uygulamalar denizi olacağını ifade ediyor. Yani büyük devasa siteler yerine, birkaç sitenin gölgesinde dolaşacak milyonlarca daha küçük uygulama olacak. Katılıyorum. Çünkü her siteye ayrı ayrı üyelik, ayrı girişler vb. zaten yeterince can sıkıcı, gereği de yok. Dağıtık sistemler ve veritabanlarının birbiriyle konuşacağı entegre yapılar çok daha mantıklı. Zaten ters bacaktan baktığımızda, bu uygulamaları sadece büyük şirketlerin web sitesi uygulamaları olarak görmeyip, başlangıçta bir RSS fonksiyonu veya browser bileşeni gibi de hayal edebiliriz. Ama daha da ileride gideceği nokta “öğrenen robot” düzeyi olacak. Bu öğrenen robotlar sizin davranışlarınızı birçok kaynaktan süzüp (web gezileri, mobil kullanım şekli, ilintili grupların davranışı, default belirlediğiniz tercihler vs), davranış haritalarınızı çıkarıp -ve sürekli güncel tutup- sizin yerinize aksiyonlar bile alabilecek. Mesela sizin yerinize pazarlık yapabilecek. Örneğin 17 dolar olan Amsterdam uçak bileti duyurusu, gruptaki herkese e-mail ve/veya mobil cihazınıza gönderilip “Rezervasyon sayısı şu an 3 kişiye ulaştı (Ahmet, Bülent ve Ceyda). Sayı 5 olunca ekstra %20 indirim var. Sen de katılmak ister misin?” diye soracak ve “Kabul” dendiğinde kişisel hesaptan para tahsil edilecek.
Gelir modelleri Nasıl Olacak?
Sorunun cevabı elbette basit değil. Bu bağlamda, kendi başına servis bazlı ücretlendirme veya reklam gösterim modeliyle çalışacak (ki bu da tüketici davranışlarına cuk uyan reklamlar olacaktır) örnekler görebileceğimize inanıyorum. Ama hem teknolojik ilerleme ile kullanıcılara değer katacak hem de para kazanacak modeller üretebilmek için belki de girişimcilerin ellerindeki uygulamaları birbirleriyle entegre ederek, kullanıcıya yarattıkları fayda açısından sinerjik birtakım gelir modelleri ortaya çıkarmalarına da hazır olmalıyız diye düşünüyorum.
Çünkü optimal çözümlerin üretilmesi; girişimci ve yatırımcıların gelir modelleri ile üretim maliyeti arasında oluşacak fark tahminlerine -yani kazanç potansiyeline- ne kadar ikna olacağına bağlı olacaktır. Önümüzdeki 5–10 yıl içinde bunlara benzer uygulamaları rahatlıkla göreceğiz. Olay, semantik uygulamaları optimal sürelerde yapabilecek teknolojik kabiliyetlere (doğru insanlara) sahip girişimcilerin, doğru ve vizyoner yatırımcılarla ne zaman buluşacağına bağlı. Bu tür vizyoner uygulamalarda en büyük psikolojik engel, somut örneklerin ortaya çıkarak yatırım almasıyla -dolayısıyla para ettiğinin anlaşılmasıyla- aşılacaktır. Böylece girişimci/yatırımcıların, anlamlı talepler için birbiriyle konuşan kullanışlı uygulamalar veya widget/robot üretimlerinin, bir zaman sonra iplik söküğü gibi geleceğine inanıyorum.
Ayrıca bu tip Web 3.0 uygulamalarının; teknoloji geliştirim anlamında –kendi geliştirdiğiniz kodları onların sistemindeki API’lere entegre ederek- ortak akıl avantajlarından halihazırda yararlanan (WordPress, Facebook gibi) ve gelecekte daha ileri boyutta yararlanmak isteyecek diğer Web2.0 projelerinin üzerine “data connectivity” etkileşimiyle çok güzel oturacağını tahmin etmek aslında çok güç değil. Zaten daha önce denense de “doğru zamanlama” olmadığı için yeterli ilgi görmeyen OpenID gibi ortak kimlik servisleri, Web 3.0′ın olmazsa olmaz ihtiyaçlarından birisi haline gelecek. Birbirleriyle konuşan akıllı web uygulamaları için kimliklerin ve verilerin taşınabilirliği gitgide önem kazanıyor. Bugün Facebook, Google ve MySpace gibi bir çok sosyal ağ platformunun, veri taşınabilirliği konusunda beraber önemli çalışmalar yürüttüğünü duyuyoruz.
Bu arada ülkemizde de semantik anlamda “öğrenen akıllı robot” uygulamaları geliştirmek için AR-GE çalışmaları yürüten kurumlarımız (üniversitelerle beraber) olduğunu şahsen biliyorum. Henüz yapılmakta olan çalışmalar anlamlı sonuçlar üretmemiş olsa da, ortaya konulan emeğin biz Türk milleti açısından dünya arenasında boy göstermek adına önemli kazanımlar üreteceğine inanıyorum.
Hayırlısı olsun diyelim…
Web 3.0′ın teknik altyapısı hakkında diğer incelemeler için bkn.:
http://www.scribd.com/doc/2602147/atlm-web-30
http://obayram.blogspot.com/2008/07/nedir-bu-web-30-dedikleri.html
Lokal Pazarda Klonlamak
Oct 6, 2008 Ölçeklenme Stratejileri 3 Comments
Her ne kadar internette taklitçiliğin ve taklit iş yapmanın son kullanma tarihi geçmiş olsa da, konu lokalde iş yapmaya gelince taklitçiliğin veya klonlamanın hiçbir zararı olmaz. Çünkü başarılı bir ölçeklenme için en kestirme yollardan biri klonlamaktır. Yaratıcılığa hiç gerek kalmaz. Başka ülkelerdeki başarılı örnekleri hemen yakalayıp anında kendi ülke gerçeğine uyarlamak, taklit de olsa size “ilk farkeden ve harekete geçen” olmanın avantajını sunar. Burada unutmamak gereken; kültürel uyarlamanın kesinkes başarılı olacağıyla ilgili bir kaide olmamasıdır. Bu sebeple bir hayal kırıklığına uğramamak için hitap edeceğiniz kültüre uygun doğru projeleri seçmek gerekir.
İnternette talep görecek orijinal bir iş üstünde olduğunuzdan emin olamıyor hatta kimsenin görmediği ihtiyaçları görmek ve cesaretle harekete geçmek konusunda tereddüt yaşıyor olabilirsiniz. Çünkü bir “melez koyun” yaratmak için gerekli yaratıcılığa sahip olmak bir yana, çeşitli sebeplerden dolayı (kriz, sermaye yokluğu vs) riske girmek istemiyor da olabilirsiniz. Zira dünya’da daha önce denenmiş ve tutmuş iş modellerine sermaye bulmak kolay olsa da, yeni paradigmalar getiren farklı projeleri yatırımcılara anlatmakta zorlanmak gayet doğaldır. Bu durumda geriye 2 alternatif kalıyor: Ya orijinali bir yerlerde başarılı olmuş olan klon bir site yaratırsınız ya da yaratılmış birini –kaynağınız varsa- satınalırsınız. Eğer klonu bizzat kendiniz yapmaya karar verdiyseniz önünüzde, gireceğiniz pazarın “ölçeklenmiş veya ölçeklenme yolunda ilerleyen başka bir rakip klonu” olmadığından emin olduktan sonra harekete geçmelisiniz.

Eğer Facebook’un başarılı olduğunu hızla görüp, daha Facebook uyanmadan Almanya’da ya da Rusya’da çabucak bir benzerini yaparsanız ve orijinali gibi benzer yöntemlerle giriş bariyerini yükseltip hızla ölçeklenirseniz sorun yok. Çünkü Facebook’taki başarıyı gören diğer yatırımcılar size koşa koşa gelip parayı bastırır. Alman Facebook klonu StudiVZ.net’in 100 milyon €’ya, Rus vkontakte.ru’nun da ciddi bir paraya kolayca el değiştirmesinin sırrı da burada zaten. Şu son durumda, kullanıcıların kolay kolay kopamayacağı yani yapışkanlığı çok yüksek bir kategori olan “Arkadaşını bul” kategorisinde bu pazarlar Facebook’a çoktan kapandı. Çünkü bu lokal rakipler artık bulundukları pazarlarda ilk ölçeklenen “başarılı klonlar”.
Peki bundan sonra Youtube Çin’de, Google Japonya’da, Ebay Çin’de, Amazon Türkiye’de (kendi girerse) kolayca ve arzuladığı çapta bir varlık gösterebilir mi? Lokal rakipler henüz ölçeklenmeden girselerdi, cevap hemen “evet” olabilirdi. Ama artık çok geç. Çünkü köşebaşları kapıldı. Şimdiden sonra ya çok sabretmek ve bu rakiplerin ciddi hata yapmalarını beklemek ya da onlara ortak olmak veya komple satın almak zorundalar. Aynı Ebay’in gittigidiyor.com’a ortak olması ya da Xing’in çember.net’i satın alması gibi.
Örnekler çoğaltılabilir. Özetle “kategorisinde ilk ölçeklenmek” demek, aslında ilk etapta lokal pazarda yani yerel ülke/bölge piyasasında ölçeklenmeyi kapsar. Size “kloncu” veya “taklitçi” diyenler öncelikle varsın, orijinal işi yaratanların, sizin ülkenize gelmekteki geç kalma vizyonunu sorgulasınlar.
Ölçeklenmenin Nimetleri
Oct 2, 2008 Ölçeklenme Stratejileri 1 Comment
Her zaman belirttiğim gibi, önemli olan kategoriye “ilk” girmeniz değildir. Ölçeklenmemiş bir kategoriye “doğru ilk” olarak girmiş ya da lokal bir pazarda klonlama da yapmış olabilirsiniz. İnternet bazlı işlerde herhangi yeni bir kategoriye veya alt kategoriye ilk ya da doğru ilk girmek neden önemli? Çünkü ölçeklenme yolunda emin adımlarla ilerlersiniz. Bir kere ölçeklendikten sonra da hem kuralları siz koyar hem de en çok parayı siz kazanırsınız.
Bunlunduğunuz pazarda ölçeklenmiş lider olmanın avantajlarına kısa kısa değinecek olursak:
Kategori Katili siz olursunuz: Böylece rakiplerinizi rahatlıkla safdışı bırakmaya gücünüz olur. Ölçekli olanın ya para stoğu ya da para bulma gücü –raising- yüksektir. Besin zincirinin en üstünde olduğunuz için hem kendi pazarınızda hem de varlık gösteremediğiniz diğer ülke pazarlarında kendinize rakip olabilecek, size benzer veya farklı bir modelle parlayan lokal rakipleri satın alarak onları safdışı bırakabilirsiniz.
Kuralları siz koyarsınız: Pazara o kategoride ilk giren, kuralları da belirler. Feedback’lere göre revize eder. İnce ayarları ilk o yapar –eğer kullanıcıları dinliyorsa.
Fiyatları siz belirlersiniz: Makul ve kabul edilebilir olmak kaydıyla fiyatları siz koyarsınız. Kullanıcılar da yapışkanlık yarattığınız için sizden kolay kolay vazgeçemezler. Çünkü ölçekli olan, en çok değer katandır –ve bu değerin de bir bedeli olur.
Giriş bariyerini yükseltirsiniz: Her isteyen elini kolunu sallayarak sizin kategorinize giremez. Biraz akıllıysa önce giriş bariyerinin ne yükseklikte olduğuna bakar. Gözü kesiyorsa girer. Katma değeriniz ne kadar yükselirse, bariyeriniz de o kadar yukarı çıkar.
Vizyon farkınızı ortaya koyarsınız: Başkaları size yetişmek için uğraşırken, siz elinizdeki mevcut ürünü/teknolojiyi öldürecek gelişimleri planlarsınız. Rakipler teknolojinizi ya da yönteminizi taklit ettiğinde siz yeni ürününüzün veya gelişimlerinizin duyurusunu yaparsınız.
Kolay taklit edersiniz: Siz artık ölçeklendiyseniz ve bir rakibiniz yenilikçi ve farklı bir yöntem/süreç/teknoloji buldu ise onu hemen taklit edebilirsiniz (hem de utanmadan). En fazla bir üçlük yemiş olursunuz. Ama daha fazla üçlük yememek ve kapanan farkı tekrar açmak için hızla telafi etme şansınız olur.
Deneme yanılma lüksünüz olur: Yap boz gibi çeşitli yöntemler, ürünler, teknolojiler deneyecek gücünüz ve toleransınız vardır. “Hazır! Ateş! Nişan Al” mantığıyla kullanıcıları rahatsız etmeyecek tonda birçok şeyi dener ve tutan işleri uygulamaya koyarsınız –tutmazsa da pazar araştırması olmuş olur. Hem de yenilikçi imajınız kuvvetlenir.
Rakip penetrasyonu artırır, size yazar: Rakipler reklam da yapsa, “ölçekli olan” dolayısıyla kullanıcıya daha çok değer katan siz olduğunuz için bilinçlenen tüketici size gelir. Pazar penetrasyonu arttıkça siz daha çok pazar payı kazanırsınız.
Unutmayın, ”ilk olmak” ölçeklenmeye en kısa yoldan gitmek olsa da bir kere ölçeklendikten sonra önemli olan hep ”ölçekli lider” kalabilmektir. Basireti bağlanmayan ve bayrağı kendi devralanlardan olmanızı umarım.
Kategori Katili Olmak İçin
Oct 1, 2008 Doğru Vizyon 3 Comments
Besin zincirinin en üstündeki kategori katili (kategori killer) bir köpekbalığı olmak için en kestirme yol, o kategoriyi yaratmaktır. Yaratmak istediğiniz kategorinin başarılı olmasının kesin bir garantisi yok elbette ama başarılı olduğu takdirde internette para kazanmanın belki de en kestirme yolu “kategori katili” olmaktan geçiyor.
İnternet üzerindeki iş modelleriyle, gerçek alem iş modellerini birbirinden ayırmak gerekir. Gerçek hayatta aynı kategoride çoğu zaman iki markaya iyi bir yer olduğunu görürüz. Üstelik üçüncü ve dördüncü markalar bile, pazar payları zayıf olsa da çoğu tüketicinin aklına gelir. Örneğin “gazlı içecek” kategorisindeki markaları saysak herkesin aklına Coca Cola, Pepsi hemen; ardından da Cola Turca, Kristal gibi markalar peşi sıra gelir. Zaten bu markaların pazar payları arasında da %80’e %10 gibi korkunç uçurumlar da olmaz. İlk iki marka arasındaki pazar payı farkları kimi örneklerde genelde %1 ila 10 arasında dalgalanır. Aynı örnekleri farklı sektör ve kategoriler için çoğaltabiliriz:
• Akbank – Garanti – İş Bankası – Yapı Kredi
• Migros – Carrefour
• McDonald’s – Burger King
• Intel – AMD
• Casper – Escort
• Hürriyet – Sabah
Ama internet dünyasına geldiğimizde işler biraz değişiyor. Burada başarılı olmak için ilk kural, gerçek hayatta iş yapmaya dair bildiklerinizi unutmaktır. İnternette iş yaparken bulunduğunuz kategoride kullanıcılarının zihninde akla gelen ilk marka -1 numara- hep siz olmalısınız. Aksi halde hayatta kalma şansınız zor -kalsanız bile çok acılara katlanmanız gerekir. Dünyada ve ülkemiz internet dünyasında aynı kategorideki rakiplerin pazar payları arasındaki farklara bir bakın. Bazı kategorilerden örneklersek;
Arama: Birinci Google (dünyada pazar payı yaklaşık %50; Türkiye de daha fazla); ikinci Yahoo!’nun payı ise % 15 civarı.
E-mail: Birinci Yahoo!Mail (pazar payı yaklaşık %40); ikinci Hotmail (yaklaşık %20).
Açık artırma: Birinci E-bay. İkinciyi kim hatırlıyor? Belki bir zamanlar cevap “Yahoo Auctions” idi. Ama 2007 Haziran’ında cenazeyi kaldırdı.
IP Telefon: Birinci Skype. Peki ikinci olan marka aklınıza geliyor mu?
Genel alışveriş: Daimi birinci belli, Amazon. İkincinin cirosundan yaklaşık on kat fazla kazanıyor.
Grup Kurma: Lideri “Yahoo Groups”. İrili ufaklı çok fazla rakibi var. Ama açık ara önde olan Yahoo Groups (90’ların sonunda eGroups’u 500 milyon dolara satın alıp bu ismi vermişlerdi).
İsterseniz ülkemize dönelim ve Türk markaları üzerinden gidelim (gerçi pazar paylarını bulmak büyük muamma).
Açık artırma: Birinci marka GittiGidiyor, ikinciyi hatırlayan var mı? Sitesi Alexa’daki sıralamaya göre en yakın rakibi hemalhemsat.com’dan günlük nerdeyse 20 kat yüksek ziyaretçi çekiyor.
Arkadaşını bul: Birinci Facebook. Pazar payı %95′ten aşağı değildir herhalde. Var mı ikinci?
Business Networking: Birinci Xing. İkinci kim acaba?
Genel Alışveriş: Lider marka Hepsiburada ve pazarın yarısı elinde. İkinciler hep değişiyor. Bir zamanlar Bascuda idi, son zamanlarda Weblebi. Şimdi ise ikisi de yok.
Video Paylaşım: Lider Youtube. Lokal lider ise izlesene.com. Sonrakilerle aradaki boşluk bir hayli fazla.
Aklınıza hangi kategoriyi getirirseniz getirin. Liste bu şekilde uzayıp gider. Her ne kadar bu firmaların yıllık gelirleri hakkında bir fikrimiz olmasa da, pazar payları veya penetrasyon oranları arasındaki farkların gerçek alemdeki gibi küçük oranlarda olmadığını anlayabiliyoruz.
Sözün özü, internette genelde herbir kategorinin tek bir köpekbalığı olur. İnternetteki kategori köpekbalıkları kendi kulvarlarında besin zincirinin en üstünde yer alır ve pastanın çok önemli bir dilimini kendisine alır. Önemsiz artıklar ise diğerlerinindir. O yüzden şu anda iş yaptığınız kategoride lider değilseniz, üstelik lider olma potansiyeline sahip ciddi farklılıklarınız ve sıkı bir iş modeliniz de yoksa (ve ilerde de olmayacaksa), bence fazla uzatmadan cenazeyi kaldırın (exit edin). Çünkü siz bilindik kategoriye gecikmeli girip sonradan çok doğru işler yapsanız da, piyasaya önden girip arayı bir hayli açmış liderin sizin yaptığınız faydalı yenilikleri taklit ederek kendi sistemine adapte etmesi fazla uzun sürmeyecektir. Dolayısıyla ya liderin ciddi hatalar yapıp tökezlemesini umacaksınız ya da gücünüz varsa açık ara geride ikincilik safınızı korumaya çalışacaksınız (elbette para kaybetmeye veya mütevazi gelirlere talim etmeye devam ederek).
Bu yüzden bilhassa internet dünyasında aman ha bilindik kategorilerde “ben de varım” tarzında taklit (me too) işler yapmaya çalışmayın. Yapacaksanız bile farklı, benzersiz ve kolay taklit edilemeyecek bir fikriniz veya teknolojik avantajınız (1998’deki Google gibi) olsun ki, diğerleri sizi taklit edene kadar atı alıp Üsküdar’ı geçmiş olun.
Sonuç olarak mümkünse kendinize hiç olmayan, daha önce keşfedilmemiş yeni bir kategori ya da alt kategori yaratın ve orada “ilk ölçeklenen” olun. Unutmayın, hem sizin hem de ülkemizin kaynakları sınırlı. Yanlış işlerle uğraşmayın. Çoğumuzun elinde sadece tek bir mermi var. Onu da boşa harcamayalım…
Hedef: “İlk Ölçeklenen” Olmak
Oct 1, 2008 Uncategorized 3 Comments
İnternet dünyasına adım atmaya karar verdiniz. İnandığınız doğru bir fikriniz var ve bu fikrin zamanlamasının bir şekilde (sezgilerinize güvenerek ya da piyasa yoklaması yaparak) doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Artık fikrinizi hayata geçirmek için gerekli hazırlık ve cesarete sahipsiniz. Yolda bir sürü engelle karşılaşmaya (hep olacaktır) ama irade ve azminizle bu engelleri aşmaya kararlı olduğunuz gibi; işini aynı sizin gibi sahiplenecek çalışma arkadaşlarınızı (partner’lar) cezbedecek cazibeye de sahipsiniz.
İnternet dünyasında bir “kazanan” olmak istiyorsanız unutmamanız gereken belki de en önemli altın kural; kategorisinde “ilk ölçeklenen” olmak gerekliliğidir. Etrafınızda kategorisinde ölçeklenen lider internet girişimlerine bir bakın –kim olduklarını hayal gücünüze bırakıyorum. Arkalarından gelenlerle aralarındaki pazar payları arasındaki farka da dikkat edin! Gerçek dünyadaki lider firmaların arkalarındakilerle arasındaki mesafeden çok farklı değil mi? İşte internet gerçeği bu. Bu yüzden bulunduğunuz pazar neresi olursa olsun, tüm enerjinizi kategorisinde “ilk” ya da “doğru ilk” olmak için odaklamanız gerekir. “İlk” yola çıkmak için yapmanız gereken şey; ya yeni bir “melez koyun” yaratmak ya da bulunduğunuz lokal pazarda, başka pazarlarda başarılı olmuş bir iş modelini -bulunduğunuz kültüre uyarlayarak- klonlamaktır. “Doğru ilk” olarak yola çıkmak için ise, lokal pazarınızdaki o kategoride “ilk” yola çıkanların neden tökezlediğini veya yavaş gittiğini iyi analiz ederek çözümler geliştirmek –belki de kültürel uygunsuzluk varsa hiç girmemek- gerekir.
Özellikle “paylaşım” olgusunun ön plana çıktığı tüm kategorilerde ilk ölçeklenen olmak çok önemli. Burada paylaşım derken sadece Web 2.0 kategorilerinden (social/business networking, video paylaşım, fotoğraf paylaşım, yazı/görüş paylaşım vb.) bahsetmiyorum. Aynı zamanda yerel pazarlarda ağızdan kulağa yayılıma çok şey borçlu olan açık artırma, arama motorları, ürün yorumlarının yapıldığı B2C’ler ve fiyat karşılaştırma gibi siteler de paylaşımla büyüyen platformlara örnektir.
İlk ölçeklenen olma hedefinde ilerlerken bir yandan tavuk-yumurta ikilemini çözmek için kullanıcı sayısını artırmaya ve para kazanma amaçlı hızlı büyümeye odaklanırken; diğer yandan rakiplerin pazara girmekte –girseler bile sizi geçmekte- zorlanacağı duvarlar örerek giriş bariyerini yükseltmek zorundasınız. Bu yüzden bu yolda ihtiyacınız olan şeyleri (sermaye, doğru insan, donanım) zamanında toparlama hızınız hep size bağlı.
Kendi kategorilerinde ilk ölçeklenenler; küçük-orta hatalar yapsalar da bunlardan aldıkları derslerle öğrenme eğrilerini önemli oranda yükseltecek olanlar ve engeller karşısında pes etmeyerek önceliklerini doğru yöneten lider ruhlular arasından çıkacaktır.
Bundan sonrası Google gibi, Ebay gibi, Flickr gibi, Amazon gibi, Facebook gibi, Youtube gibi, MySpace gibi, LinkedIn gibi “ölçeklenmenin nimetlerinden” faydalanmaya kalır…



