Fazla İleri Gitmeyin!

1928 yılında ABD’de başkanlık seçimlerine adaylığını koyan Al Smith’in –kazanamadı- sevdiğim bir lafı var: “Grubun önüne çok fazla geçme ki, insanlar aralarında olduğunu bilsinler.” Bence ayağı yere basan, olay ve insanlardan kopmamayı öğütleyen çok bilgece bir tavsiye. Bu prensip politikada geçerliliğini hala koruduğu gibi; hiç kuşkusuz iş hayatı için de geçerli ve uymayanları bundan sonra da üzmeye devam edecek gibi görünüyor.  

Elinizdeki doğru fikir, eğer zamanlamanız doğru değilse maalesef başarılı olamaz. Ya da parasal geri dönüş için sizi sabır küpü yapar. Üstelik dayanacak gücünüz olmazsa da, sizin açtığınız yoldan sonradan -ama vaktinde- girenler ödülü alır. Bu yüzden vizyon boyutunda belki üç beş adım önde olabilirsiniz ama (ki bence olmalısınız), uygulama boyutunda sadece bir adım önde olmakta fayda var. Yoksa anlaşılamayabilirsiniz. Takipçilerinizle aranızdaki bağlantı kopabilir. İşi ortaya koyduktan sonra zaten piyasa -eğer ilgisini çekebildiyseniz- sizin nereye ve hangi hızda gideceğinizi söyler. Yeni bir şeyler ortaya koyduğunuzda kullanıcıların hazmetmesi için doğru hızda gitmeye çalışın. Takip mesafesini koruyun. Sizin izleyicilerinizi götürmek istediğiniz hedef ile, onların şu anki durumu arasındaki boşluk, izleyicilerinizce anlaşılıp doldurulamıyorsa, çok ileri gittiniz demektir. Geri gelin. Sadece anlamlı boşluklar bırakın -ki izleyicileriniz bu boşlukları rahatlıkla doldurabilsin. Her zaman insanların sizi anlamasını beklemeyin. Siz onları anlayın.

Bu arada rakiplerinizi (“eğer rakip çıkarsa” demeyeceğim, işiniz doğruysa illa çıkacaktır) izlemeyi unutmayın. Onlarla da takip mesafenizi koruyun. Siz lider kaldıkça onların, kategorinizdeki pazar penetrasyonunu artırmak için bir nimet olduğunu unutmayın. Çünkü yeni kategorilerde bilinirlik yaratmak adına sergilenen her çaba -rakiplerinizce de yapılsa- değerli bir çabadır ve bu çabalar internette hep ölçekli liderin işine yarar. Özellikle internette kullanıcı açısından anlamlı değeri sunan kim ise, üründen haberdar olan ve kullanmak isteyenler, bu değeri sunana bir şekilde ulaşırlar (yani anlamlı değeri siz sunuyorsanız, merak etmeyin su yolunu bulur).    

Bir ülkede hayata geçerek başarılı olan bir projenin, her ülkede başarılı olacağına dair de bir kaide yoktur. Mesela digg, delicious, stumbleupon gibi insanların favori şeyleri işaretleyip paylaştıkları “rating” veya “bookmarking” uygulamaları içeren projelere bakın. Bizde bu tip projeler, dışarıdaki ilgiyi görmez mesela –nedenini ben de bilemiyorum. Bu yüzden kültürel farkları iyi yakalamak ve çözümlemek gerekir. Ama bazı projeler için daha denemeden “olur” veya “olmaz” gibi yargılarda bulunmak da insanı yanıltabilir -hele internette.

Peki kendinize ve fikrinize objektif bakamadığınızı düşünelim. O halde size zamanlamanın doğru olduğunu kim söyleyecek? Güvenilir ve doğru kişilerden aldığınız geri bildirimler elbette önemlidir. En nihayetinde son noktayı da zaten piyasa koyar. Ama bence çoğu durumda denemeden görme şansınız biraz zor. O yüzden peşinen olumsuz karar vermeden önce, fırsatınız varsa test amaçlı deneyin derim.

Unutmamak gereken birşey daha: Nasıl ki fazla ileri gitmek bir zamanlama hatasıysa, artık köşebaşlarının tutulduğu, ölçekli bir liderin olduğu kategorilere sonradan girmek de bir zamanlama hatasıdır.  

Hiçbir şey, doğru zamanda yapılmış doğru projelerden daha değerli olamaz!