Çok Geç Kalmayın!
Sep 29, 2008 Doğru Zamanlama
Nasıl ki fazla ileri gitmek (projeye erken girmek), bir zamanlama hatasıysa; artık köşebaşlarının tutulduğu, ölçekli bir liderin olduğu kategorilere sonradan girmek de bir zamanlama hatasıdır. Hatta yola ilk siz çıksanız da, bayrağı sonradan başkasına kaptırmış olabilirsiniz. Eğer o aşamadan sonra liderlik şansınız yoksa, çok diretmeden o kategoriden çıkmanızı öneririm. Çünkü enerjinizi, lideri olabileceğiniz başka kategorilere kanalize etmenizde fayda var. Aksi halde doğru zamanda vazgeçemediğiniz için sonradan daha çok acı çeker ve çok üzülürsünüz.
Ayrıca, doğru bir yatırımdan “çıkış (exit) zamanlaması”nı da -sezgilerinize güvenerek- çok iyi tayin etmek gerekir. Diyelim ki doğal yoldan organik büyüme için yeteri kadar boşluk kalmadı; hatta -belki de- rakiplerinizi satınalarak inorganik büyümenizi de yaptınız. Peki çıkış zamanlaması için neyi ölçü almak gerekir? Mesela yıllık bazda üssel veya geometrik büyüme yavaşladığında ve büyüme çift haneli rakamlara gerilediğinde, çıkış zamanlaması için yol haritanızı planlamaya başlamanızda ciddi fayda olabilir. İçinde bulunduğunuz pazar gitgide olgunlaşırken -eğer diğer lokal pazarlarda da büyüme imkanınız yoksa- ve büyüme tek haneli rakamlara doğru yaklaşırken, hala kararsızlık içindeyseniz, belki de çok geç kaldığınızın resmidir. Bu konuda cember.net’i 4.3 milyon € üzerinden Xing’e doğru zamanda satışından dolayı Çağlar Erol’u tebrik etmek gerekir. Zira şu anki kriz ortamında bu değerleri görmek hayal olabilirdi.
Borsa da bir kural vardır. Tüm malı kolay kolay en dipten alamayacağınız gibi, en üstten çıkma şansınız da yoktur. Hisselere ancak kademeli olarak girer veya çıkarsınız. “Ben daima en dipten alır, en üstten çıkarım” diyenler varsa, bilin ki yalan söylüyordur. Aynı şekilde de internet şirketinizi illa en yüksekten satacaksınız diye bir kaide olamaz. Kafanızdaki fiyatı bulduğunuz anda sezgilerinize güvenerek çıkın. Bir daha da geriye dönüp “Tüh! Ucuza gitti” diye düşünmeyin. Unutun ve yeni yatırımlarınıza odaklanın.
Turk.net girişiminin çıkış (exit) hikayesini belki bilirsiniz. Şirketin %70’i kurucusu Ahmet Yürekli tarafından 1999 yılında 25 milyon dolara Sabancı’ya satıldı. Satınalınırken bile karda olduğunu sanmadığım şirket -bırakın Sabancı’nın çapıyla uyuşmayı- 2008’in başında NetOne’a devredilirken dahi ciddi bir değer oluşturmuyordu (bildiğim kadarıyla tamamı 3 milyon YTL’ye ancak satılabildi). O yüzden bence kurucuları tarafından çıkış zamanlaması cuk oturdu.
Mesela ülkemizde bir Arabul.com hikayesi vardır. 2001 krizinden önce onun da -zannedersem- Sabancı’ya satışı gündemdeydi ve görüşmeler pozitif anlamda sonlanmak üzereydi. Konuşulan para da o zamanın şartlarında hiç de azımsanacak bir tutar değildi (7 milyon dolar diye duyduğumu hatırlıyorum). Ama kriz patladıktan sonra site elde kaldı. Sahipleri vaktinde çıksaydı çok mesut olurlardı elbet, ama kader…
Yakın zamanlardaki Weblebi.com hikayesini de duymuş olabilirsiniz. Geçtiğimiz aylardaki Amerika krizi çıkmadan önce görüştükleri yerli/yabancı yatırımcılar arasında eminim ki elle tutulur teklifler vardı. Ama şirketlerine kendilerince “daha yüksek” değer biçtikleri için bir türlü kimseyle el sıkışamadılar. Haliyle kriz patlayınca da, şirket ortaklarının beğenmediği o kriz öncesi fiyatlar, artık yatırımcıların gözünde büyüdü ve teklifler küçüldü. Sonuçta krizden darbe alan ve nakit akışını çeviremeyen firma batmış oldu. Yazık!
İnternetin kalıntı ikonu haline gelen Yahoo!’nun Microsoft tarafından satınalma tekliflerini (en son teklif 49,5 milyar dolar idi) defalarca geri çevirdiğini yakın zamanlarda hep beraber basından takip ettik. “Arama” kategorisinde Google karşısında sürekli kan kaybeden ve yatırımcılarını bir türlü memnun edemeyen Yahoo!, “geleneksel medya” kökenli CEO’su Terry Semel’i gönderip kurucusu Jerry Yang’ı icranın başına oturtsa da, özlediği eski günlerine sizce geri dönebilecek mi? Hiç sanmıyorum. Yahoo! markasının Microsoft’un derdine derman olamayacağı ayrı konu ama yine de Yahoo!’nun Microsoft’un önerdiği parayı -ki bence çok fazla-, bundan sonra daha çoook arayacağını düşünüyorum. Neyse, şimdilik bunun cevabını zamana bırakalım.
Geç kalanlara dair “yanlış zamanlama” hikayeleri hiç bitmez. Özetle; hiçbir çıkış stratejisi, sezgilerin eşlik ettiği “doğru zamanda” yapılmış realizasyondan daha değerli olamaz!
Tags: Çıkış Zamanlaması, Exit, Realizasyon, Vazgeçmek
Pumalar Neden Vazgeçer?
Sep 16, 2008 Doğru Çeviklik, Karakter Seti
Pumaları bilirsiniz; kendileri vahşi kedilerin uzak atalarından sayılırlar. Bu cangıl kedisinin birçok özelliği vardır. Fakat dillere destan olan, çok hızlı ve kıvrak koşusudur. Avının peşine düştüğü an, giderek hızlanır -vücudunun bütün eklem ve kaslarını ortaya çıkaran çevikliğini, izleyenlere huşu içinde seyrettirir. Ancak bu koşu bazen pumanın, bazen de paçasını kurtarmaya çalışan kurbanının zaferiyle sonuçlanır. Peki sizce bir puma, avının peşinden ne kadar koşar? Ormanların vahşi avcısının bu yazıya konu olmasının tek sebebi, “hesaplı koşusudur”. Çünkü bir puma, avının peşinden sürdürdüğü ölüm koşusunu, her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani ceylanı yakalamak için koştuğu süre ile, tavşanı yakalamak için harcadığı süre aynı olmaz –hemen o anda zihninde bir masraf/kazanç hesabı yapar. Eğer koşarken harcadığı enerji miktarı, avından elde edeceği potansiyel enerji miktarını aşacak gibiyse, o an koşmayı bırakır. Yenilgiyi kabul edip başka bir av arar. Cevap her zaman nettir: “Sonuçtaki ödülün büyüklüğü”. Ceylanın peşinden fazla koşabilir, ama tavşanın peşinden çok daha az koşar. İşte internet dünyasında da başarının sırrı “pumalıkta”, yani harcanan emek ile ulaşılan ödül arasındaki dengeyi iyi ayırt etmekte yatıyor.
Yarı yolda birileri sizden evvel davranıp ölçeklendiyse, arkasından koşmaya gerek yoktur. Çünkü ondan sonrası duygusallık olur -küçük tavşanı elde etseniz de elde edeceğiniz enerji, harcadığınızdan az olur. Bu yüzden bazı durumlarda duygusal davranmayı bırakmak, vazgeçmek gerekir. Ayrıca bunu “başarısızlık” olarak da algılamamak gerekir. Çünkü buradan kazandığınız deneyim ile açığa çıkardığınız enerji ve kaynaklar, daha ölçeklenmemiş ve açık ara lideri henüz olmayan bir başka kategoride belki de ilk sizin ölçeklenebilmeniz için açığa çıkmıştır –yani zor ceylanlar veya kolay tavşanlar sizi bekliyor olabilir. Bardağın bu şekilde dolu tarafını görmedikçe ve ölçekli lideri takip etmekle yetindikçe; hem harcamaya devam eder hem de harcadığınızdan daha az kazanırsınız. Vazgeçenlere birkaç örnek vermek gerekirse;
- Amazon’u tebrik etmek lazım. 45 milyon dolar harcayarak gerçek hayatın en başarılı mezatçılarından Sotheby’s ile beraber kurduğu açık artırmalı müzayede sitesinin, E-bay gibi ölçeklenmiş bir marka karşısında “çöp” olduğunu anlayınca çabucak acıya son verdi.
- Ebay’i de tebrik etmek lazım. Kendi büyütüp palazlandırdığı sanal ödeme sistemi Paypal’a rakip olarak “ben daha iyisini yaparım” psikolojisiyle çıkarttığı Billpoint adlı servis, çevik ve ölçekli Paypal karşısında bir türlü tutunamayınca, 1.5 milyar dolar’ı tıpış tıpış ödeyip Haziran 2002’de Paypal’ı satın almak zorunda kaldı.
- Aynı şekilde Yahoo’yu da tebrik etmek lazım. “Yahoo Auctions” bir zamanlar açık artırma kategorisinin ölçekli devi E-bay’in rakibiydi. Yahoo, bu kategoride başarının kendinden çok ama çok uzak olduğunu nihayet anlayınca, Haziran 2006’da yaralı kolu kesti ve cenazeyi kaldırdı. Bir daha da o alana girmedi.
- Unutmadan Google’ı da tebrik edebiliriz. Başkalarından gördükten sonra kurduğu “Google Video” servisi, o alana ilk giren ve çok kısa sürede ölçeklenen Youtube karşısında çuvallayınca; akıllı bir hamleyle “video paylaşımı” kategorisinin ölçekli lideri Youtube’u Kasım 2006’da primli fiyata da olsa -1.65 milyar dolara- satın aldı. Şimdi iki servis de Google bünyesinde yoluna devam ediyor.
Örnekler çoğaltılabilir. Bütün bu vazgeçenler mutlu mu sizce? Bence gayet mutlular. Ne de olsa zarardan döndükleri andan itibaren acı bitti.
Peki vazgeçmeyenler? Hasta olana şekerli su bile acı gelirmiş. Bence önemli olan hastanın bizzat kendisinin “hasta” olduğunu farketmesidir. Aksi halde suyun niye acı olduğunu farkedemez -kendisini “sağlıklı” zannederek kabahati suya yükler. Google’ın Rusya’da, Japonya’da veya Çin’de; Yahoo’nun “arama” hizmetinin Japonya dışındaki birçok pazarda; Microsoft’un “arama” servisinin neredeyse tüm ülkelerde; Ebay’in Çin dahil birçok uzakdoğu pazarında; Facebook’un Almanya ve Rusya gibi lokal pazarlarda ölçekli rakiplerine diş geçirememelerine rağmen vazgeçmemelerini “hasta olduğunu anlamamaya” örnek gösterebiliriz. Ölçekli lider oldukları pazarlarda elde edilen kazançlar buralardaki kayıpları örttüğü sürece, bu kayıpları kimse sorgulamayacaktır (içerideki yöneticiler veya dışarıdaki yatırımcılarca). Ama vazgeçmedikçe kayıp devam edecek; savaşın kaybedildiğini anlayıp “keskin önlem” almadıkça bu lokal pazarlarda acı bitmeyecektir.
Sonuçta acı da olsa vazgeçmeyi bilmek ve enerjiyi başka alanlara rotalamak gerekir. Puma da avını kovalarken gerektiğinde vazgeçer. Ama vazgeçtiği için oturup ağlamaz. Bilakis “spor yaptım, kas yaptım, refleks geliştirdim” diye düşünür. Çünkü bilir ki “Vazgeçmek de bir erdemdir!”.
Tags: Vazgeçmek


