Web 3.0 Neler Vadediyor?

Örnek 1: Siz hobileriniz, işiniz ve ilgi alanlarınıza göre bir spam grubuna eklendiniz diyelim. Bu grupta ortak e-posta filtresi oluşacak. Grup içinde bir kişi, bir e-postayı “önemsiz” veya “spam” olarak işaretlerse tüm grup için bu e-mail önemsiz e-posta kutusuna düşecek. Ama bir başkası mailin gerekli olduğuna inanırsa tüm grup (ya da oluşturulacak başka bir alt grup) aynı maili e-posta kutularında görebilecek. Yani kısaca “spam kardeşliği”. 

Örnek 2: Bir konu hakkında arama motorunda derin bir araştırma yapmak istiyor ama saatlerce sürmesini de istemiyorsunuz. Zaten kullandığınız arama motorunda, benzer araştırmaları yapmış bir sürü kişi var. Arama motorunuz, size bu kişilerin kısayollarını ve yaptıkları etiketlemeleri sunup göz atmanızı  sağlayacak. Böylece aynı araştırmayı yapan ilk kişiler belki saatler harcamış olsa da o kişilerin kısayollarını ve süzdüğü bilgileri kullanıp aynı araştırmayı siz çok kısa süre de tamamlayabileceksiniz. Dilerseniz bu kısayolları üreten kişilerle chat’leşip daha başka taktikler de alabileceksiniz. Hatta dilerseniz bu kişilerle ortak ilgi grupları bile oluşturabileceksiniz. Bu şekilde araştırma süreleri 10’da birlere kadar düşecek. 

Örnek 3: Eskiden iş aramak için kariyer sitelerine CV bırakır veya LinkedIn gibi business network’lerde profilinizi güncel tutardınız. Artık iş başvurularını aktif olarak sizin yapmanıza gerek kalmayacak. Bundan sonra firmalar işe alım için size ulaşacak. Yani önce size amade “kişisel robotunuza” (yazılım) danışacak, belirlediğiniz kriterleri robotunuzun izniyle geçen firmalar sizinle bağlantıya geçebilecek.

Örnek 4: Bir etkinliğe gitmek için yoldasınız. Cep telefonunuzdan “kendinizi daha önce ilişkilendirdiğiniz” kişiler arasından o etkinliğe gidecek kişilerin listesini görebileceksiniz. Hatta ilgilendiğiniz kişilerin ajandasından hangi standta veya nerede olduğunu da -detaylar girildiyse- görebileceksiniz. Aklınıza sadece Twitter gelmesin. Size amade kişisel robotunuz, isterseniz karşı tarafla (robotuyla) randevu bile organize edebilecek. Hatta robotunuz etkinlik veritabanına ulaşıp, networking yapmak istediğiniz potansiyel kişilerle ilgili çeşitli çıktılar da üretebilecek.   

Bunlar gelecekten örnekler. Ama önce isterseniz geçmişi kısaca bir özetleyelim. Web 1.0, kullanıcıların genelde “izleyici” pozisyonunda olduğu, belki basit anlamda katılımcı olduğu (yorum yapma, rating verme vbg) uygulamalardan oluşuyordu. Web 2.0’da, sosyal katılımcılığı, demokratik ruhu körükleyen ve “user generated content” dediğimiz kullanıcı tarafından üretilen içeriklerin eklemlenerek değer ürettiği Wikipedia, WordPress, Youtube, Digg, Flickr, Facebook, Twitter, Ning, LastFM gibi paylaşıma dayalı projeleri gördük. Gerçi paylaşımın -afedersiniz- ..okunun çıktığını da gördük. Bu sayede her yer bilgi çöplüğüne döndü. Ama faydasının zararından çok olduğu sürece sorun olmadı.

Şu an nelerle boğuştuğumuzu isterseniz bir hatırlayalım:

• devasa ve yönetilemez bir bilgi çöplüğü
• daha fazla karmaşa
• daha fazla seçim zorluğu
• site site araştırma
• …

Böylece, sosyalleşen web’de su gibi akıp geçen zaman…

Ama dikkatinizi çekti mi; bilginin toplanması, derlenmesi ve sonuca dönük olarak kullanılması/anlamlandırılması halen insan eli ve sınırları ile yürüyor. Bilginin özüne ulaşmak, sentezlemek, elde varolan bilgiyi verimli işlere yöneltmek gelecekte bizi bekleyen en zor işler arasında. Yani bizi bekleyen belki de en büyük tehdit; pürüz ve parazitlerden arındırılmış saf bilgiye ulaşmak ve bunu ihtiyaçlara göre hızlı olarak kullanabilmek.

Bu bilgi çöplüğünde şimdiye kadar en çok kazanan da hepimizin şahit olduğu üzere “arama motorları” oldu. Özetle Web 1.0’ı “izlemek”; Web 2.0’ı da “girdi üretmek” olarak betimlersek; Web 3.0’ı “anlamlı çıktı almak” olarak tanımlayabiliriz. Şu an, anlamlı çıktı almak için kullandığımız arama motorlarının tahtı da, eğer bundan sonra kendilerini yeniden üretemezlerse sallanmış olacak. Çünkü içinde bulundukları sektör, “arama” yani search engine sektörü değil; bilakis “anlamlı çıktı üretme” sektörü. Web 1.0’dan itibaren Web 2.0 ve Web 3.0 katmanlarının her birinde kullanıcı deneyimlerinin nasıl sınıf atladığı sanırım dikkatinizi çekmiştir.

Web 3.0’ı açmak istersek, kontrolün yapay zekalı teknolojilere bırakıldığı, üretilen girdileri işleyip anlamlı çıkarımlar yaparak, aynı zamanda bağımsız uygulama ve database’leri birbiriyle konuşturan uygulamalar bütününü algılayabiliriz. Semantik veya ontolojik web (anlamsal web) de denen web 3.0 uygulamalarının ulaşacağı ideal noktaya kısaca “kişiye özel öğrenen akıllı robot” desek yeridir. Çünkü bu robotlar önce okuyor, sonra okuduğunu anlıyor, en sonra da yorumluyor –ama tüm bunlar saliseler içinde gerçekleşiyor. Yani bu akıllı robot, kullanıcıların -kişi veya üye olunan grup bazında- webdeki davranışlarına göre, kendi kendine öğreniyor ve mantıksal çıkarsamalar yaparak önünüze koyuyor. Üstelik öğrenme eğrisi, sizden -ve internet gezintilerinizden- bilgi aldıkça çok dik şekilde ivmelenerek artıyor. Kısaca siz “leb” demeden Çorum’u kastettiğinizi anlıyor. Web 3.0 uygulamalarının başarısının sırrı da burada olacak zaten: Okuyup anladığını ne kadar doğru yorumlacak? Bu yorumlama, kabul edilebilir sürelerde yapılacak mı? Ve sizin yerinize düşünen hatta kararlar alan –yapay zeka tabanlı- bu öğrenen robotların performansı sizi tatmin edebilecek mi?

Nasıl ki, 90’ların sonunda E-bay’de kullanılmaya başlanan yorum ve rating sistemi veya Google’ın PageRank sistemi bugünün Web 2.0 uygulamalarına ilham verdiyse; Amazon’un “bu ürünü alan bunları da aldı” tarzı öneri sistemi (bizdeki uyduruk/yetersiz taklitleriyle karıştırmayalım), Like.com’un “likeness search” fonksiyonu veya Botego’nun yapay zeka müşteri temsilcileri de, yarının daha ileri boyuttaki Web 3.0 uygulamalarına ilham verecektir diye düşünüyorum. 

Örneğin kişisel anlamda;

• Tercihlerimize uygun programları derleyip önümüze koyan IP TV ve radyoları takip edeceğiz.
• Tercihlerimize uygun haber, yazı, video ve diğer içerikleri toplayıp önümüze koyan uygulamaları (ilk örneklerinden biri için bkn. robotnorbi.com) kullanacağız.
• Telesekreterimiz telefonu karşılayıp, eleme yaptıktan sonra arayanları bize bağlayacak. Sadece rahatsız edici telemarketing aramalarını değil, görüşmek istemediklerimizi de eleyecek.
• Sitelere üyelik ve kimlik bilgisi bırakmadan sosyalleşme sağlayacak, alışveriş yapabileceğiz.
• İş başvurularını aktif olarak bizim yapmamız yerine, firmalar işe alım için bize ulaşacak. Yani önce robotumuza danışacak, kriterleri geçerse bize ulaşacak.
• Açık artırma vb. alışveriş sitelerinde alım satım yaparken robotumuz bizim yerimize pazarlık yapacak. Fiyatı düşenleri, toplu indirimleri koordine edecek.

Firmalar için ise;

• Bankalar ve GSM’ler (ve diğerleri) call center’larda insan gücü çalıştırma maliyetlerini minimize edecekler (ilk örnekleri için bkn. Botego)
• Benzer ilgi alanlarındaki topluluklara yönelik pazar araştırmaları ve markalama çalışmaları aha maliyetsiz yürütülecek.
• Robot kanalıyla işe alım için görüşülecek adayları ön elemeden geçirip, kriterleri sağlamayanları direkt eleyecekler.
• Toplantı organizasyonları çok kolaylaşacak.

Bunların dışında “ruh ikizi” dediğimiz doğru hayat arkadaşını bulma esprisi, internette belki de “davranış ikizi” olarak adlandırılacak. Tek farkla; buradaki ikizler sadece iki kişiden oluşmayacak.  Bir “davranış ikizi grupları” furyası oluşacak ve bu grupların ne kadar büyük olacağının kararını da elbette ilgililer verecek. Her birimiz kendi ilgi ve merak alanlarımıza uygun insanları bulup, eşleşip (karşılıklı onay ile), birbirimizin kısayollarından faydalanıyor ve hayatı kolaylaştırıyor olacağız (komün hayatı gibi). Böylece örneğin günde 3 saatimizi araştırmaya ayırıyorsak bu süre belki de 1 saate düşecek. Dolayısıyla zaman maliyeti azalmış veya aynı zaman içinde daha çok bilgi (bu örneğimizde 3 kat fazla) süzmüş olacağız. Böylece ya bilgi düzeyi artacak ya da kendimize ayırdığımız vakit. Benzer alanlarda akademik kariyer yapanlar için bulunmaz fırsat değil mi? Ama bunların sadece akademik hayatı kolaylaştırmak için değil; kişisel gelişim, alışveriş ve eğlence alanında da çok yoğun kullanılacağını tahmin ediyorum.

Hayatı kolaylaştıran kısayollara örnekler verirsek;

• Benzer spam’leri işaretleyen kardeşler
• Benzer blogları takip eden gruplar
• Benzer araştırmaları yapan gruplar (meslektaş veya akademisyen)
• Belli etkinlikleri takip eden ve katılan gruplar (indirim alarak)
• Benzer aktiviteleri organize eden gruplar
• Belli alışverişleri yapan (topluca) ve böylece ekstra indirim alan gruplar (sadece ürün diye düşünmeyin, sigorta/kredi/bilet/tatil rezervasyonu gibi hizmetler kategorisinde de beraber hareket edilebilir)
• Benzer pazar araştırmaları yapan profesyoneller
• Benzer hobilere sahip arkadaşlar
• Benzer siteleri takip edeninsanlar
• Benzer yenilikleri (moda, yeni ürünler,yeni konseptler, yeni tasarımlar vs) takip edenler

Örnekleri çoğaltmak fantezilerimize bağlı. Her birimiz bunlara benzer eş ruha sahip birçok grup kullanacağız. Bunların bir kısmını “biz zaten yapıyoruz” diyebilirsiniz. Ama yapış yöntemlerimiz biraz zahmetli. Örneğin gördüğümüz/keşfettiğimiz yenilikleri basit anlamda arkadaşlarımıza forward’layarak ya da forumlarda veya üye olduğumuz gruplarda (Yahoo Groups, Google Groups, Facebook vb gruplarda  veya Twitter, FriendFeed gibi uygulamalarla) paylaşarak yapıyoruz bunları. Ama şimdilik meşakkatli yollar bunlar (hele ileridekileri görünce). Üstelik akıllı robotlarımız mobil araçlarla da çok güzel entegre olacağı için bizi her yerde güncel tutacak.

Google CEO’u Eric Schmidt, web 3.0’ın bir uygulamalar denizi olacağını ifade ediyor. Yani büyük devasa siteler yerine, birkaç sitenin gölgesinde dolaşacak milyonlarca daha küçük uygulama olacak. Katılıyorum. Çünkü her siteye ayrı ayrı üyelik, ayrı girişler vb. zaten yeterince can sıkıcı, gereği de yok. Dağıtık sistemler ve veritabanlarının birbiriyle konuşacağı entegre yapılar çok daha mantıklı. Zaten ters bacaktan baktığımızda, bu uygulamaları sadece büyük şirketlerin web sitesi uygulamaları olarak görmeyip, başlangıçta bir RSS fonksiyonu veya browser bileşeni gibi de hayal edebiliriz. Ama daha da ileride gideceği nokta “öğrenen robot” düzeyi olacak. Bu öğrenen robotlar sizin davranışlarınızı birçok kaynaktan süzüp (web gezileri, mobil kullanım şekli, ilintili grupların davranışı, default belirlediğiniz tercihler vs), davranış haritalarınızı çıkarıp -ve sürekli güncel tutup- sizin yerinize aksiyonlar bile alabilecek. Mesela sizin yerinize pazarlık yapabilecek. Örneğin 17 dolar olan Amsterdam uçak bileti duyurusu, gruptaki herkese e-mail ve/veya mobil cihazınıza gönderilip “Rezervasyon sayısı şu an 3 kişiye ulaştı (Ahmet, Bülent ve Ceyda). Sayı 5 olunca ekstra %20 indirim var. Sen de katılmak ister misin?” diye soracak ve “Kabul” dendiğinde kişisel hesaptan para tahsil edilecek.

Gelir modelleri Nasıl Olacak?
Sorunun cevabı elbette basit değil. Bu bağlamda, kendi başına servis bazlı ücretlendirme veya reklam gösterim modeliyle çalışacak (ki bu da tüketici davranışlarına cuk uyan reklamlar olacaktır) örnekler görebileceğimize inanıyorum. Ama hem teknolojik ilerleme ile kullanıcılara değer katacak hem de para kazanacak modeller üretebilmek için belki de girişimcilerin ellerindeki uygulamaları birbirleriyle entegre ederek, kullanıcıya yarattıkları fayda açısından sinerjik birtakım gelir modelleri ortaya çıkarmalarına da hazır olmalıyız diye düşünüyorum. 

Çünkü optimal çözümlerin üretilmesi; girişimci ve yatırımcıların gelir modelleri ile üretim maliyeti arasında oluşacak fark tahminlerine -yani kazanç potansiyeline- ne kadar ikna olacağına bağlı olacaktır. Önümüzdeki 5–10 yıl içinde bunlara benzer uygulamaları rahatlıkla göreceğiz. Olay, semantik uygulamaları optimal sürelerde yapabilecek teknolojik kabiliyetlere (doğru insanlara) sahip girişimcilerin, doğru ve vizyoner yatırımcılarla ne zaman buluşacağına bağlı. Bu tür vizyoner uygulamalarda en büyük psikolojik engel, somut örneklerin ortaya çıkarak yatırım almasıyla -dolayısıyla para ettiğinin anlaşılmasıyla- aşılacaktır. Böylece girişimci/yatırımcıların, anlamlı talepler için birbiriyle konuşan kullanışlı uygulamalar veya widget/robot üretimlerinin, bir zaman sonra iplik söküğü gibi geleceğine inanıyorum.

Ayrıca bu tip Web 3.0 uygulamalarının; teknoloji geliştirim anlamında –kendi geliştirdiğiniz kodları onların sistemindeki API’lere entegre ederek- ortak akıl avantajlarından halihazırda yararlanan (WordPress, Facebook gibi) ve gelecekte daha ileri boyutta yararlanmak isteyecek diğer Web2.0 projelerinin üzerine “data connectivity” etkileşimiyle çok güzel oturacağını tahmin etmek aslında çok güç değil. Zaten daha önce denense de “doğru zamanlama” olmadığı için yeterli ilgi görmeyen OpenID gibi ortak kimlik servisleri, Web 3.0′ın olmazsa olmaz ihtiyaçlarından birisi haline gelecek. Birbirleriyle konuşan akıllı web uygulamaları için kimliklerin ve verilerin taşınabilirliği gitgide önem kazanıyor. Bugün Facebook, Google ve MySpace gibi bir çok sosyal ağ platformunun, veri taşınabilirliği konusunda beraber önemli çalışmalar yürüttüğünü duyuyoruz.

Bu arada ülkemizde de semantik anlamda “öğrenen akıllı robot” uygulamaları geliştirmek için AR-GE çalışmaları yürüten kurumlarımız (üniversitelerle beraber) olduğunu şahsen biliyorum. Henüz yapılmakta olan çalışmalar anlamlı sonuçlar üretmemiş olsa da, ortaya konulan emeğin biz Türk milleti açısından dünya arenasında boy göstermek adına önemli kazanımlar üreteceğine inanıyorum.

Hayırlısı olsun diyelim…

Web 3.0′ın teknik altyapısı hakkında diğer incelemeler için bkn.:

http://www.scribd.com/doc/2602147/atlm-web-30
http://obayram.blogspot.com/2008/07/nedir-bu-web-30-dedikleri.html

Türkiye’den İnternet Markası Çıkar mı?

Bu soruyu ilk defa sevgili Burak Büyükdemir’in organize ettiği “e-fikrim panelinde” cevaplamıştım. Sözlerime karşı görüş beyan eden de olmuştu. Çünkü panelistlerden biri, ABD’de geçmişte bir girişim yapmış ve arzuladığı sonucu alamamıştı. Bu deneyim belki de sahibine çok şey katmıştı ve ona “dışarıda işin ne, gir içeri” diyordu -inancı kaybolmuştu. Affına sığınarak sevgili Ersan’dan bahsediyorum. İtiraf.com’un kurucusu ve Türk internetinde başarılı girişimlere imza atan (hala imzalıyor) Ersan Özer’den.

Kendisi hala aynı fikirde mi bilemiyorum (galiba değil) ama olaya bir de tersinden bakalım… O zamanki projesinin, ABD için doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu irdelemek bir yana –denemeden öğrenilmeyeceği ayrı konu-, eğer başarılı olsaydı hem böyle konuşmazdı, hem de yeni girişimler için bize ufuk açardı. Okuduklarınızdan hatırlar mısınız bilmiyorum ama biz bir zamanlar dünyanın en büyük birkaç ekonomisinden biriydik (belki de ilk). Bazıları Orta Çağ’da karanlıklar içinde yaşarken biz Yeni Çağı açmıştık. Zihinsel tutumumuz bize engel değildi. Çünkü baktığımız “kimin ne yaptığı” değil, bilakis “biz ne yapabiliriz” yaklaşımıydı. Üzerinden çok zaman geçse de, unutmayalım ki daha önce yapmıştık –yani “ilk yapma/öncü olma” zihinsel tutumuna sahiptik. Şimdilerde tekrar öncü olabilmek için ise geçmişi hatırlamak ve o zamanlardaki zihinsel tutuma dönmek zorundayız.

Embrio’da çalıştığım 2,5 sene zarfında 1200 civarı proje değerlendirdik. Beni yerimden hoplatacak, nefesimi kesecek ve “işte bu” diyebileceğim, dünya ölçeğinde başarıya aday bir proje hiç görmedim (ya da göremedim). Gelen fikirlerin çoğu taklit, mevcut örneklere küçük farklılıklar katılarak sunulan, global arenaya çıkmaya aday olamayacak fikirlerdi. Ama sahibine sorarsanız, o farklılıklar onlar için muhteşemdi. Sabaha kadar uyutmamıştı (fikrine objektif bakamama). Elbette saygı duyuyorum… Ama yatırıma değer bulmak için yetmiyor.

Olaya sadece “Türkiye’den internet markası çıkar mı?” diye değil; “Türk beyinlerinden ne zaman çıkar?” diye de yaklaşabilirsiniz. Bence Like.com buna en güzel örnek. Geliştirdiği “visual search” teknolojisiyle çanta, ayakkabı, tekstil gibi birbiriyle karşılaştırılamayan ürünler arasında “benzerlik araması” (likeness search) yapıyor. Üç ortağından biri Türk (Burak Göktürk). Bence nazar boncukluk bir proje. Bilemediğim ve Türk ortağı olan bir sürü başka proje olduğuna eminim. İşte zaten sorun burada. Bu projelere “Türk menşei” etiketini takamıyoruz. “Çok mu önemli?” diyebilirsiniz. Bence çok önemli. Girişimcilerimizin ya da fikir sahiplerinin zihinsel tutumunu geliştirmek açısından önemli. Ortada “tartışmaya açık olmayan” markalaşmış bir Türk projesi ya da başarısı gösterebilmek açısından önemli. Son yıllarda grou.ps, befunky.com, sevenload.com gibi Türk girişimcileri görmek güzel olsa da bence yetersiz. Umarım sayıları artar. Sadece bizim değil tüm dünyanın takdir ettiği, kategorisinde “ölçekli lider” olarak boy gösterecek çok sayıda örnek çıkarırız.

Bir dünya markası çıkarmak için Web 1.0’ı, belki de Web 2.0’ı kaçırmış olabiliriz (ki bence kaçırmadık). Hatırlayın, Web 1.0 dediğimiz şey 90’ların başlarında başladığında biz start çizgisinde bile değildik. İnternet bize çok sonra geldi (internette birkaç yıl, birkaç asır demek). Geniş bantı şurada 2-3 senedir yaşıyoruz. Bahanelere devam edelim: Hadi Web 2.0’ı da geç anladık ve ancak taklit edebildik diyelim. Ama artık uyanma vakti. Çünkü Web 3.0’da tüm dünya aynı noktadan start alıyor. İnek gibi bakmaktan bahsetmiyorum. Trene binmekten hiç bahsetmiyorum. Bahsettiğim “dümene geçmek”. Hatta bunu düşünürken bile cesur olmaktan bahsediyorum. Bence çok bekledik, artık zamanı.

Merak ediyorum. Acaba kahramanımız kim olacak? Kıvılcımı kim çakacak? Çünkü gerisi iplik söküğü. Samimi olmak gerekirse bu kıvılcımın dışarıdaki Türklerce çakılmasından çok Türkiye’den birilerince çakılmasını daha çok önemsiyorum. Elbette nerede olduğunun önemi yok ama Türkiye’deki girişimcilerin zihinsel tutumunu daha hızlı değiştirebilmesi açısından içeriden birinin çaktığı kıvılcım bence daha değerli…